İmsak Vakti 02:00
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kıymetli annesi Zübeyde Hanım, ebediyete intikalinin yıl dönümünde rahmet ve minnetle anılıyor. Karaman’dan Rumeli’ye uzanan köklü bir geçmişin temsilcisi olan ve bir imparatorluğun çöküşünden bir Cumhuriyet’in doğuşuna tanıklık eden Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923’te İzmir’de hayata gözlerini yummuştu.
Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin en büyük mimarını yetiştiren Zübeyde Hanım, vefatının üzerinden geçen bir asrı aşkın süreye rağmen, hatırası ve mirasıyla hafızalardaki yerini koruyor. Kabri, bizzat oğlu Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenen şekliyle İzmir Karşıyaka’da, kendi adını taşıyan parkın içerisinde bulunuyor. Her yıl 14 Ocak’ta olduğu gibi bu yıl da tüm Türkiye, “Bir anne dünyayı değiştirebilir” sözünün en somut örneği olan Zübeyde Hanım’ı dualarla yad ediyor.
1857 yılında Selanik’te dünyaya gelen Zübeyde Hanım’ın kökleri, Anadolu’nun kadim topraklarına, Karaman’a dayanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin iskan politikaları çerçevesinde, Fatih Sultan Mehmed döneminde Karaman’dan Rumeli’ye göç ettirilen Yörük Türkmenlerinden olan ailesi, “Hacı Sofu” ailesi olarak bilinmektedir.
Babasının soyu, Feyzullah Efendi’nin taşıdığı “Sofu-zade” lakabıyla tanınırken, aile Rumeli’de Karaman kökenlerine atıfla “Konyarlar” olarak anılmıştır. Vodina Sancağı’na bağlı Sarıgöl nahiyesinden sonra Selanik yakınlarındaki Langaza’ya yerleşen aile, burada toprak işleriyle uğraşmıştır. Döneminin şartlarına rağmen okuma yazma bilen ender kadınlardan biri olması sebebiyle, çevresinde “Zübeyde Molla” olarak da saygı görmüştür.
Zübeyde Hanım, henüz 14 yaşındayken Selanik Gümrük Muhafaza Teşkilatı memurlarından Ali Rıza Efendi ile hayatını birleştirmiştir. Ali Rıza Efendi’nin “sarışın ve mavi gözlü bir eş” hayalinin aksine, siyah saçlı ve derin mavi gözlü Zübeyde Hanım’a duyduğu büyük sevda, bu evliliğin temelini oluşturmuştur.
Ancak bu evlilik, büyük acılarla sınanmıştır. Çiftin dünyaya gelen çocuklarından Fatma, Ömer, Ahmet ve Naciye küçük yaşlarda hayatını kaybetmiştir. Dört evladını toprağa veren Zübeyde Hanım, 1888 yılında eşi Ali Rıza Efendi’yi de kaybederek genç yaşta dul kalmıştır. Bu kayıplar, geride kalan çocukları Mustafa ve Makbule üzerine titremesine neden olmuş, ailenin yükünü tek başına omuzlamıştır.
Eşinin vefatının ardından çocuklarıyla birlikte abisi Hüseyin Bey’in Langaza’daki çiftliğine yerleşen Zübeyde Hanım, burada zorlu bir yaşam mücadelesi vermiştir. Oğlu Mustafa’nın eğitim hayatı ve geleceği konusundaki hassasiyeti, anne-oğul arasında zaman zaman fikir ayrılıklarına yol açsa da, Mustafa Kemal’in karakterinin şekillenmesinde bu zorlu dönemin ve dayısının çiftliğinde yaşadıklarının büyük etkisi olmuştur.
Zübeyde Hanım, abisine daha fazla yük olmamak adına Ragıp Bey ile ikinci evliliğini gerçekleştirmiş, ancak bu durum o dönem genç Mustafa Kemal tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Balkan Savaşları’nın patlak vermesi ve Selanik’in elden çıkmasıyla birlikte, Zübeyde Hanım kızı Makbule ile İstanbul’a göç ederek Beşiktaş Akaretler’deki eve yerleşmiş, vatan toprağının kaybını bizzat yaşamıştır.
Milli Mücadele yılları, Zübeyde Hanım için evlat hasreti ve endişeyle dolu geçmiştir. Oğlu hakkında padişah tarafından verilen ölüm emrini İstanbul’da öğrenen acılı anne, 1919’dan 1922 yılına kadar oğlunu görememiştir. Büyük Zafer’e doğru gidilen yolda, 14 Haziran 1922’de Adapazarı’nda gerçekleşen duygu yüklü buluşma, yılların hasretini dindirmiştir.
Oğlunun yanına, Ankara’ya yerleşen Zübeyde Hanım, şehrin sert iklim koşullarının sağlığını olumsuz etkilemesi üzerine tedavi amacıyla İzmir’e gönderilmiştir. Hayatının son günlerini Latife Hanım Köşkü’nde geçiren Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923 tarihinde, 66 yaşında hayata veda etmiştir.
Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu yetiştiren bu metanetli Türk kadını, sadece bir anne olarak değil, bir milletin varoluş mücadelesinin sessiz kahramanlarından biri olarak Karşıyaka’daki anıt mezarında sonsuz uykusunu uyumaktadır.
Karaman’da Tatil İşi Kafaları Karıştırdı!