DOLAR 8,0580
EURO 9,6752
ALTIN 460,38
BIST 1.408
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Karaman 25°C
Rüzgarlı
Karaman
25°C
Rüzgarlı
Paz 27°C
Pts 28°C
Sal 27°C
Çar 26°C

Yeniden insan insana Doğan Cüceloğlu’nun anısına

Gönül AKPINAR
Gönül Akpınar İletişim Akademisi köşesi ile ibrala.com sitenizde

“Yola çıkınca her sabah ,
Bulutlara selam ver.
Taşlara,kuşlara,
Atlara,otlara,
İnsanlara selam ver.
Ne görürsen selam ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selam da kendine ver.
Hatırın kalmasın el gün yanında
Bu dünyada sen de varsın!
Üleştir dostluğunu varlığa,
Bir kısmı seni de sarsın.”

Nizam Tavukçuluk Karaman

Rahmetli Doğan CÜCELOĞLU “İnsan İnsana” kitabına, Üstün Dökmen’in yazdığı bu güzel dizelerle başlıyordu. Geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan Doğan hoca; 83 yıllık yaşamına yirmiden fazla kitap sığdıran ve her kitabında kendimize ait bir şeyler bulmamızı sağlayan kıymetli bir bilim insanıydı. Ancak onu gönlümüzde “özel” bir yere yerleştirmemizin sebebi sadece yazdığı eserleri değildi. Doğan Cüceloğlu; nefes aldığı sürece üretmekten vazgeçmeyen, yazdığı eserlerde “ben biliyorum” ukalalığına kaçmadan bildiklerini paylaşan ve paylaşmatan keyif alan, mütevazı bir insan olarak hepimizin gönlünü fethetmişti.

Cüceloğlu; yazdığı kitaplarla sadece psikoloji meraklılarına değil, biz iletişimcilere de pek çok katkı sağlamıştır. Eserlerinde insanın kendisiyle ve başkalarıyla iyi geçinebilmesi için; alçakgönüllüğün, güler yüzün, mütevazılığın, kendiyle barışık olmanın önemini vurgulamıştır her daim. Bu yönüyle bazı çevrelerce “çağımızın Yunus Emre’si” olarak adlandırılan Cüceloğlu, şüphesiz ki bu dünyadan bir hoş sadâ bırakarak gidenlerdendir.

Bir iletişimci olarak hocamızın vefatı beni derinden üzdü. Ancak sosyal medya paylaşımları bu üzüntü içinde bile bir şeyi fark etmemi sağladı. Doğan hocanın vefat haberinin duyulmasıyla birlikte, sosyal medyada “üzüntü” mesajları ardı ardına paylaşılmaya başladı. O gün sosyal medyaya ilk kez giren biri, tüm Türkiye’nin Doğan Cüceloğlu hayranı olduğunu düşünebilirdi. Bu duyarlılık azalarak birkaç gün daha devam etti ve sonra herkes “rutin” hayatına geri döndü. Haftalardır yazdığım sosyal medya yazılarında aslında en büyük şikâyetim olan “samimiyetsizlik”, bir kez daha tokat gibi çarptı yüzüme. Ömrü boyunca tek bir kitabını okumamış, tek bir sohbetini dinlememiş insanlar; canhıraş bir biçimde Doğan Cüceloğlu’nun ne büyük bir kayıp olduğunu haykırdılar ve görevlerini yerine getirmenin huzuruyla “rutin”lerine geri döndüler.

Yine kimse kimseye (hatta kimse kendine bile) selam vermedi, yine empati kurmanın önemi umursanmadı, yine herkes üzerinde yaşadığı “Kaf Dağı”ndan süzdü diğerlerini… Oysa Doğan hoca, son nefesine kadar bizlere insan olabilmenin gereklerini anlatmaya çalışmıştı. Hayata dolu tarafından bakabilmeyi, fedakârlığı, benliğini koruyarak ve karşındakinin benliğine saygı duyarak da “biz” olunabileceğini anlatmaya çalışmıştı her daim. Peki, Doğan hocanın vefatına bunca üzülenler; bir kez olsun tanımadığı birine selam vermiş, bilmediği birinin halini sormuş muydu? Hadi bırakalım yabancıyı; bu kahr-u perişan kalabalık çocuklarını adam yerine koymayı becerebilmiş miydi?

Bir insanı anmanın ilk şartı, onun fikirlerini anlamaktır bence. O nedenle yapmacık sosyal medya hikâyeleriyle değil de, sevdiğim insanları fikirlerini yaşayarak ve yaşatarak anmayı tercih ettim daima. Sosyal medya ile hayatımızın daha da sahteleştiği, sanallığın medya ortamıyla kalmayıp benliklerimize de sıçradığı aşikâr! Bu yapmacıklık benim kadar Doğan hocayı da üzmüş olacak ki; bu konuda bir kitap bile yazmış: ‘Mış Gibi’ Yaşamlar. Ben sizlerle kitabın arka kapağından birkaç satırı paylaşayım, daha fazlasını merak edenler kitabın kendisini alıp okuyarak hocamızı yâd etsinler.

“Ne demek ‘mış gibi’ yaşam? Düşüncelerinin arkasındaki niyetin farkında olmayan, sözü, gözü, davranışı birbirine uymayan insanların yaşamı demek. “Böyle insanlar var mı?” diye sorarsanız, çevrenize bir bakın! Aklı, düşüncesi çocuğuna yardım etmekle dolu olduğu halde asık yüzlü, kırıcı, ilgisiz anne veya babaları; öğretmen olduğunu söyleyen ama hiç kitap okumayan insanları göreceksiniz.”

Ne kadar da doğru değil mi yazılanlar? Sanal ortamlarda yapılan sahte paylaşımlar yetmemiş; hepimiz kendi sanal dünyamızı yaratmış ve sanal kalabalıklarda yapayalnız kalmışız. Paul Valéry’nin güzel bir sözü geliyor aklıma; “Bir rüyayı gerçekleştirmenin ilk yolu uyanmaktır”. Bizler için de bu yapmacıklıktan kurtulmanın ilk yolu, yaptığımızın yanlış olduğunun farkına varmak değil de nedir?

Kendim ve hepimiz için; “Mış gibi” yapmadan, doyasıya yaşayabildiğimiz, samimiyet ve iletişim dolu bir hayat diliyorum. Yeniden görüşünceye kadar; hoşça kalın, iletişimde kalın.

Gönül Akpınar
ibrala.com

TIKLA RADYO DİNLE Televizyon İzle
Karaman Dijital Kütüphanesi Kuruldu
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.