deneme bonusu veren siteler deneme bonusu
Deneme Bonusu Veren Siteler 2025 Deneme Bonusu Veren Siteler 2025 Deneme Bonusu Veren Siteler 2025
hacklink
rinabet
rinabet
beylikdüzü escort
deneme bonusu deneme bonusu veren
Yeni Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Deneme Bonusu Veren Siteler Deneme Bonusu Veren Siteler 2024
deneme bonusu veren siteler
tipobet güncel giriş
bonus veren siteler deneme bonusu veren siteler
deneme bonusu
deneme bonusu veren siteler
deneme bonusu
bahis siteleri
deneme bonusu veren siteler
sahabet giriş
alanya escort gaziantep escort gaziantep escort gaziantep escort mersin escort
casino siteleri
deneme bonusu veren siteler
deneme bonusu veren siteler deneme bonusu veren siteler
casino siteleri
deneme bonusu veren siteler
streameast
slot siteleri
anadolu escort bostancı escort ataşehir escort
streameast
betmarino
deneme bonusu
https://betmarino.bet/ https://betmarino.club/ https://betmarino.casino/ https://betmarinogiris.info/ https://nuestramirada.org/
casibom jojobet giriş jojobet Casibom holiganbet giriş casibom giriş Casibom casibom casibom giriş CASİBOM holiganbet Casibom Giriş casibom casibom güncel giriş casibom güncel Casibom Casibom holiganbet holiganbet casibom güncel giriş
h Dolar 39,0331 % 0.29
h Euro 44,3552 % 0.29
h Çeyrek Altın 6.883,00 %1,95
h BIST100 9.356,04 %-1,26
a İmsak Vakti 02:00
Karaman 23°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
KARAMAN HABER
KARAMAN HABER
Gündoğdu Yıldırım

Gündoğdu Yıldırım

24 Nisan 2025 Perşembe

RUS EDEBİYATI

RUS EDEBİYATI
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Ne diyeyim edebiyatın tarihini sanki Ruslar yazmış gibi; neyi okur, neyi beğenirsem altından Rus yazarlar çıkıyor.

Takdir etmemek elde değil.

Helal olsun adamlara…

Nasıl bir anlatıdır, nasıl bir olay görgüsüdür, nasıl bir mesaj vermedir; yok böyle bir şey…

Rus yazarlar; eserlerinde, işin sosyolojisini, felsefesini, psikolojisini, matematiğini çok iyi oturtmuşlar; toplumsal temelde her şeyi çok iyi analiz etmişler, olayları çok iyi anlatmışlar.

Çok profesyoneller…

Tolstoy’un “Diriliş” eseri…

O tarihlerde işçi sınıfı, bürokrasi, burjuva, toprak ağaları, derebeyler, köylüler…

Toplumu oluşturan sınıfların karakteristik özellikleri…

Kişilerin bulundukları yere göre gösterdiği tepkiler…

Davranışlar…

Verilmek istenen mesajlar ve ana fikir…

Hayatın gerçekliği…

Olması gereken son…

Anna Karenina’da evli bir kadının yaşadığı aşk…

Aşkın gözleri kör etmesi…

Ödenen bedeller…

Kahramanlar…

Ve acı son…

Dostoyevski’nin, Tostoy’dan kalır yanı olmadığını Suç ve Ceza’yı yazarak göstermiş olması; iki yazarın da sevenlerini karşı karşıya getirmesi boşa değilmiş.

Bir kalite var ve bu kalite standartların çok üstünde…

Nikolay Vasilviç Gogol,un “Ölü Canlar” kitabının konusu bile sıra dışı…

Yazarın nasıl aklına geliyor böyle bir konu?

Düşününce insan şaşıyor.

Maksim Gorki’nin “Ana” romanı çağına göre çok üst düzeydedir.

İşlenen konunun, 1900’lü Rusya’sında yaşanıyor olması, Rusya’nın sınıfsal bilinç noktasında ne kadar önde olduğunu gözler önüne sermektedir.

Feda ruhu, kahramanlık…

Mücadele…

Ana…

Suç ve Ceza!

İki kadını öldüren yoksul bir hukuk öğrencisinin işlediği cinayetten pişmanlık duyması ve suçunu itiraf etmesi…

İç dünyasında yaşadıkları…

Polisin cinayeti aydınlatma çabası…

Polis ve kahraman…

Suçun itirafı…

Ceza…

Suçun ve cezanın sorgulanması, bunun bir olay üzerinde anlatılması; toplumda yaşanabilecek olaylardan birisini konu edinmiş olması…

Verilmek istenen mesaj, bir örümceğin ağını en ince ayrıntısına kadar örmesi ve okuyucuya yaşamsal ve hukuk temelinde dersler verilmesi…

Her daim sınıfsal temelli bakış açısını temellendirerek, dersler çıkartılması…

Kurguda hata yok.

Mesajlar çok güzel…

Vicdan…

Suçun birçok niteliği olduğu bir gerçek, bunu kabul etmek gerek…

Neyin suç neyin suç olmadığı; vicdan denen olgunun her daim devrede olması…

Suçlunun, olay mahaline mutlaka uğrayacağı gerçeğinden, suçlunun bulunması tarihi bir ders niteliğinde…

Kişinin ve toplumun değer yargıları, suçu aynı zamanda cezayı belirlemekte…

Her suçun bir cezası vardır.

Yasalar, kanunlar…

Rus edebiyatında daha bir sürü kaliteli yazar ve eserleri mevcut. Her birisi okunmaya, üzerinde konuşulmaya değer.

İyi ki Rus yazarlar, bizler için okunabilecek bu eserleri bırakmışlar.

Darısı Türk yazarlara…

 

Gündoğdu Yıldırım

Devamını Oku

İNSANOĞLU

İNSANOĞLU
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“İnsanoğlu garip bir yaratık” der birçoğu, öyle olduğunu var sayar.
Kendilerince haklı da sayılırlar. Kim yaşanan şeylere farklı bir anlam yüklemez ki!
Gündelik yaptığımız hareketler bile bilinmeze yorulur.
İnsanların konuştuğuna bakarsanız bilinen bir şey yoktur.
Her şey bilinmezdir.

Sıhhiye escort
Ankara olgun escort
Çankaya eskort bayan

Bilinmez adeta kutsanır.

nattsumi.com
amiden.com
ngoimaurovi.com

“Nasıl ya!” dersiniz.
İnanın yaşamda var olan her şey için bir bilinmez vardır.
Toplumun yaşam felsefesi bu bilinmezlik üzerine kurulmuştur.

En basit düşünen, ilişkilerini çıkar üzerine kuran, meseleye faydacı bakan canlıdır insanoğlu.
Bilinmeyecek, teşhis konulamayacak, garipsenecek hiçbir yanı yoktur.
Basit, bayağı…
Sıradan…
Kimse boşuna kendisini yormasın.
Öyle saçma sapan bir gizem yaratmasın.
Bedensel, ruhsal bir hastalık varsa doktorlar teşhisi koyar, tedavi eder geçer gider.
Toplum işte ne diyeceksin…
Tutturulmuş bir yol gidiyor.
Bir varmış, bir yokmuş misali…
Bugün varız yarın yokuz.
Bunu konuşalım, bunu dert edinelim.
Dert edinelim ki güzel ve kaliteli bir yaşam sürelim.
İnsan öldüğünde en yakınının unutma süresi on sekiz aymış.
Yani on sekiz ay sonra acısı dinermiş.
Çok sevdiklerinin, “Onlar olmadan asla olmaz” dediklerinin on sekiz ay sonra unutacak olması…
Düşününce içim acıdı bir an…
İyi bir iş, geniş bir ev, bir araba, emeklilik hayalleri, “Hele şu da olsun rahatlayacağım.” derken bir bakmışsın hayatın sonuna gelmişsin.
Lakin bizim yaradılış sebebimiz araba, ev, bağ, bahçe değil ki…
Hiçbir değer üretmeden, iz bırakmadan yaşanan bir hayat seksen yıl değil de sekiz yüz yıl olsa ne yazar!
On sekiz ay da unutulduktan sonra…
Yazık oluyor bize.
Çok ucuza gidiyoruz.
İnsanın yetiştirdiği öğrencileri olmalı, öğretmen olmasa bile…
Yazdığı ya da yazmaya niyetlendiği bir kitabı olmalı…
Şiir yazmalı ya da şiir okumalı…
Doğa ile iç içe yaşamlı, hayvanları sevmeli…
Tanımadığı, adını bile bilmediği insanlarda iz bırakmalı…
Birileri çevirmeli yolunu, “Siz beni tanımazsınız ama ben sizi tanıyorum, siz benim hayatımı değiştirdiniz” demeli yıllar sonra…
İnsanlara selam vermekten korkmak şöyle dursun, tanımadığı onlarca insanın yüreğine dokunmalı, sohbet etmeli, dertleşmeli, arkadaş olmalı…
İnsanların hayatına dokumalı…
İkinci bir kere dünyaya gelmeyi istememeli…
Başka bir yaşamın özlemini çekmemeli…
Dünya nimetlerini başka yerlerde aramamalı…
Velhasıl kelâm, eşyaya ve kula kul olmak değil, iyi ve verimli bir insan olmak önemli …
Ah bu çok fazla dünya telaşesine dalmışlığımız yok mu?
İyi ve güzel yüreği olan herkese selam olsun…
Sanırım ne demek istediğim anlaşıldı.
Bir ot gibi değil bir insan gibi yaşamalı şu güzelim dünyada.
Yaşamanın hakkını vermeli…
İnsanoğlu işte…
“Gereğini yerine getirdim! En güzel şekilde yaşadım!” diyenlere, selam olsun.
Selam olsun güzel insanlara…
İnsanoğluna…
İnsana…

Gündoğdu Yıldırım

Devamını Oku

KADIN VE TAKI

KADIN VE TAKI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir arkadaşım eşinden ayrılmıştı, aradan bir zaman geçtikten sonra şaka olsun diye, “aşk konusunda ne düşünüyorsun? Yeni aşk var mı?” diye sorduğumda, arkadaşım bana, “Aşk defterini çoktan kapattım, aşk; insanın doğuştan getirdiği bir özellik değildir, sonradan kazanılan bir davranış şeklidir. Ne ihtiyaç duyuyorum ne de kendime dert ediyorum.” demişti.
Şaşırmıştım doğrusu, güzel bir tespitti.
İnsan çoğu şeyi sonradan öğrendi.

Aşkı da…
Aklınıza gelen, gelmeyen çoğu davranışları insanoğlu doğuştan değil aslında sonradan kazandı.
İnsanın insanlaşma süreci…
Tarih öncesi çağlar, İlkçağ, Orta Çağ…
Kolay gelinmedi bu günlere…
Kadının takı takması da içgüdüsel değil…
Sonradan…
Kadınların takı takması serüveni çok eski çağlardan gelir.
Takı yapma geleneğinin kökleri, 5000 yıl öncesi Çin toplumuna dayanır.
Bize ulaşan ilk takı örneği, hayvan dişinden yapılmış bir küpedir.
Mezopotamya’da M.Ö 3000–4000 yılları arasında takılan takılar ağaç kabuğundan, hayvanın kemik ve dişlerinden, ağaçlardan, yapraklardan yapılmıştır.
İlk takıları kullananlar ise, tahmin edilenin aksine kadınlardan daha çok erkeklerdir.
İlginç ama gerçek, erkeğin takı takmada ilk olması…
Kabile toplumlarına bakınız erkekte de kadında da takı vardır.

Takının dini nedenleri de dikkate alınmalıdır.
Dini ritüeller takı üzerinden de hayat bulur.
Özellikle kadınlarda…
Kadın takı ile adeta bütünleşmiştir.
Toplumda kadının süsü “takısı” olmuştur.
Kadınlar takıları, kişisel tarzlarını ifade etmek, duygusal değerleri yansıtmak, sosyal statülerini göstermek ve kendilerini özel hissetmek için kullanırlar.
Bakımlı kadınlar da takı ile kendini ifade etmektedirler.
Tabii ki bakımlı olmakla, takı takmak farklı şeylerdir.
Takı takma serüveni ne kadar çok eski çağlara dayansa da kadınların doğuştan getirdiği, içgüdüsel bir özellik değildir.
Kadınların birçoğunun takı takmayı sevmediği, takı takmak istemediği, takı takmadığı da bir gerçektir.
Takı takmak ne kadar da kadınların bir tercihi gibi görülse de içinde yaşanılan siyasal sistemlerin bu konudaki yaklaşımları çok büyük önem arz etmektedir.
Siyasal sitemlerin kadını bir cinsel obje, ticari araç görme eğilimi çok fazladır.

Ürünlerin tanıtımında, satışında kadınlar hep bir reklam aracı olarak karşımıza çıkar.
Her yerde kadının cinselliği üzerinden ticari bir amaç hedeflenir.
Kadın bir süs eşyası değildir.
Cinsel bir meta hiç değildir.
Kadın erkekle eşittir; erkek neyse kadın da oldur.
İnsanlık sürecinde bedensel güçsüzlüğü nedeniyle ötekileştirilmiş, ikinci sınıf sayılmış, evin kadını, çocuğun annesi görülmüşse de geçen zaman içinde kadın, toplumda eşit yurttaşlık temelinde erkekle eşitlenmek için çok büyük mücadeleler vermiş, yol kat etmiştir.

Kadın eşittir erkektir.
Meseleye buradan bakılmalıdır.
Kadına yüklenen kadın kimliği toplumlarla ilgilidir.
Kadın algısı o toplumda kadının yerini belirler.
Kim ne derse desin; takılar, süsler kadını metalaştırır, kadını cinsel objeye dönüştürür.
Ne kadar da bugünün kadını toplumda cinsel bir obje olarak görülüyor ise bunun tersi de mümkündür.
Kadınlar, erkeklerle eşitlenmek istiyorsa; bedensel, beyinsel olarak gücünü ortaya koymalıdır.
Her alanda rüştünü (yetişkinliğini) ispatlamış kadın, toplumdaki yerini kendi gücü ile var etmelidir.
Takı kadının yaşamına sonradan girmiştir ama kadının gücü doğuştan gelir.
Kadın, insanoğlunu var edendir!

 

Gündoğdu Yıldırım
ibrala.com

Devamını Oku

KÜÇÜK DÜŞÜNMEK!

KÜÇÜK DÜŞÜNMEK!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplumu oluşturan bireyler olarak, kişiliğimizi, kimliğimizi ifade eden bazı davranışlar sergileriz; sergilediğimiz bu davranışlar, bizim kim olduğumuzu ifade eder.
“Sen kimsin?” sorusuna verdiğimiz en güzel cevap, toplum içindeki var ettiğimiz davranışlarımızdır.
Biz neysek, davranışlarımız da odur.
Ne iyi adam!
İyi insan!
Adam gibi adam!
Hiç yakıştıramadım!
Olmadı!
Adam mı?
Cümlelerini çok duyar, kişilerin tanımlanmasında da çok kullanırız.
İster kabul edelim ister kabul etmeyelim, kişinin toplumdaki yeri davranışları kadardır.
Ne kadarsak o kadarızdır…
Herkes için bu böyledir.
İster cahil, ister okumuş olsun hiç fark etmez kişi, toplum içinde nasıl bir davranış sergilerse, toplum kişiye o davranışa göre değer verir.
‘Sen cahilsin, sen okumuşsun’ demez.
Böyle bir ayrıma da gerek duymaz.
Zülfü Livaneli, akademisyenlerin bazıları için: “Türkçeyi bile doğru dürüst konuşamıyorlar, bilimden bir haberler.” demişti.
Akademisyenlerin, ekran karşısında doğru dürüst konuşamadıklarını, alanlarına hâkim olmadıklarını, yeterli donanıma sahip olmadıklarını fark etmek zor değildir.
Ziya Paşa bir beytinde diyor ki: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz/ Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.”
Aynen öyledir.
Fazla söze gerek yoktur.
Küçük ya da büyük düşünmek, kişinin mevkisi ile ilgili değildir.
Kişi, doçentte olsa profesörde olsa kendini geliştirememişse, bilimsel bir ürün ortaya koyamamışsa ‘küçük düşünüyor’ demektir.
Kendini yetiştirdiği oranda kişi büyük olur, büyük düşünür.
Küçük düşünenleri suçlamıyor, yargılamıyorum.
Toplumsal yaşamda kabul görmüş davranış şekilleri vardır; bu davranış şekli tüm topluma zuhur etmiştir.
Toplum neyse birey de odur.
Birey aileden, sokaktan, okuldan ne gördü ise onu öğrenir.
Hariçten bir şey öğrenmez.
Öyle bireyler çıkar ki birilerinden, bir yerlerden etkilenir, bir şeyler öğrenir.
Bilgili, bilinçli birey olur.
Bilgili, bilinçli birey için de çözülemeyecek mesele yoktur.
Küçük sorunlar mesele olmaktan çıkar.
Büyük düşünür, büyük yaşarlar…
Sokağa indiğinizde “iyi insan kime denir?” dediğinizde başlarlar madde madde saymaya…
Belki de en çok bilinen, “iyi insan, ideal insan kime denir?” sorusunun cevabıdır.
İyi insan, ideal insan büyük düşünen insandır.
Okudukça, araştırdıkça, sorguladıkça büyük düşünülür ve büyük insan olunur.
Hiç dert edinmeyecek şeyleri dert etmek, küçük sorunları büyütmek, sorun edilmeyecek meseleleri sorun etmek küçük düşünmektir.
Toplum, küçük düşünen insanlarla doludur.
Basit hesaplar yapmak da küçük düşünen insanların davranış şeklidir.
Kişi, büyük düşünmelidir.
Büyük yaşamalıdır.
Ataol Behramoğlu “Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir şey Var” şiirinde şöyle der:
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına…
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…
Şairinde dediği gibi küçük düşünmek, kişiyi küçültür.
Büyük düşünmek büyük yaşamak gerek hayatı.
Yaşamak şakaya gelmez, gelmemelidir de çünkü, hayat küçük düşünüp küçük yaşayacak kadar değersiz değildir.
Dünyaya bir kez gelen insan, hayatı en iyi şekilde yaşamalı ve yaşamın hakkını vermelidir.
Büyük düşünmek, tüm küçük sorunları çözecek insanların yaşamdan zevk almasını sağlayacaktır.
En çok kötülük küçük düşünmekten gelir.
Küçük düşünen insanlar, yaşamı hem kendilerine hem de başkalarına zehir ederler.
Kardeşim, yaşadın mı büyük yaşayacaksın!
Bu kadar!

Gündoğdu Yıldırım

Devamını Oku

OKUMUŞ! CAHİLLER

OKUMUŞ! CAHİLLER
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hatırlar mısınız bilmem ama cehalete övgüler düzen bir profesör vardı. Televizyon ekranlarından “Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor.” demişti.
Yine bir öğretim görevlisi, “Cahil kesime güveniyorum.” diyerek, cahilliğe övgüler yağdırmıştı.
Okuyarak ya da siyaseten bir yerlere gelmiş insanların ağızından, cahilliği öven daha bir sürü söz ya da konuşma örnekleri verilebilir.
Cahilliği övecek değilim.
Cahillik övülmez, onunla mücadele edilir.
Ülkemiz tarih boyunca da hep cahillikle mücadele etmiş, bu konuda da büyük yol almıştır.
Cumhuriyetin kurulması ile birlikte Atatürk, ülkede topyekûn bir aydınlanma hareketi başlatmış, toplumun her alanında ciddi adımlar atılmasını sağlamıştır.
Bugün ülkemiz bir Ortadoğu ülkesi değilse bu cahilliğe karşı verilen aydınlık mücadelesindendir.
Tabii ki cahillik ülkemize has bir mevzu değildir, tüm dünyanın en çok muzdarip olduğu bir meseledir.
Cahil, nerede hangi ülkede olursa olsun cahildir.
Konumuz “Okumuş! cahiller”…
Okumayı, kitabı, akademik eğitimi ne kadar önemsediğimiz ortadadır.
Bizim için okumuş olmak, eğitimli olmak çok önemlidir.
Okumuş, eğitimli insanların yeri bir başkadır.
Okumuş, eğitimli insan az çok bir şeyleri bilen insandır. Onunla bir takım meseleler konuşulabilir, mantıklı çözümler üretilebilir, ortak kararlar alınabilir, alınan kararlar hayata geçirilebilir.
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, okumuş, eğitimli insan demek ülkenin en büyük değeri demekti.
Okumuş insanlar da kendilerine verilen değeri bilir, kendilerine verilen değerin ağırlığında hareket eder, ona göre davranış sergilerlerdi.
Okumuşluk, bir toplumun değişiminde, dönüşümünde en etkili güçtür. Okumuşluk arttıkça toplumdaki değişim, dönüşümde o oranda artar, medeni bir toplum olma yolunda ülke, o oranda ilerler.
Her şeyde olduğu gibi okumuş olmakla ilgili bizde farklı bir durum söz konusudur.
Son zamanlarda “okumuş cahiller” kavramı ortaya çıkmış, bu kavramı temsil eden büyük bir kitlenin var olduğu anlaşılmıştır.
Garip ama gerçek…
Okumuş insanlar, cahil insanlar gibi davranış sergiliyorlar, hatta okumuşluğun vermiş olduğu cesaretle, cahil insanlardan daha fazla cahilce davranıyorlar.
Her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmiyorlar.
Maalesef böyle…
Oysaki okumuş insanlar, toplumların yasasını, hukukunu, geleneğini, göreneğini, kültürünü bilen insanlar olarak görülür.
Okumuşluğun temeli, öğrenmekten, bilmekten gelir.
Adı üzerinde okumuştur.
Bir zaman şöyle bir haber çok konuşulmuştu: “Ülkenin okumuşları eşlerine daha çok şiddet uyguluyor.”
Şaşılıp kalınmış, neden denilmişti?
Neden?
Neyi biliyoruz, şiddetle cahillik paraleldir.
Cahillik artarsa şiddette artar…
Kurallara uymada, anayasal hakların hayata geçirilmesinde, toplumsal hayat kalitesini artırmada okumuş cahillerin maalesef ciddi bir engel teşkil ettiği bir gerçektir.
Okumuşlukla cahilliğinin nasıl yan yana gelebildiği ciddi bir kafa karışıklığı yaratmaktadır.
Yıllarca cahilliğin panzehri olarak okumuşluğu gösteren birisi olarak, bu iki zıt kavramın nasıl yan yana geldiğini anlamak gerçekten çok zor.
Anlamak mümkün değil!
İnsan şaşıp kalıyor.
Okumuş cahilleri görünce, “Biz nerede hata yaptık!” diyoruz.
Yanlış nerede?
Yanlış olan ne?
Medeni, çağdaş bir ülke olmak için ülkenin tüm yasal, anayasal adımlar atılmakta…
Ülkenin tüm imkânları cahilliği yok etmek için seferber edilmekte…
Bir yerde bir yanlış var ama o yanlışın ne olduğu bilinmemekte…
Cahilliği yok edeceğiz derken, bir sürü okumuş cahil türemekte…
Ne diyelim!

Gündoğdu Yıldırım

Devamını Oku