h Dolar 48,9699 %0,10
h Euro 55,6991 %0,10
h Çeyrek Altın 10.700,00 %-2,70
h BIST100 %
a İmsak Vakti 02:00
Karaman 18°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Muazzez TOĞRUL

Muazzez TOĞRUL

16 Mart 2026 Pazartesi

BASİTLİKTEN KALİTEYE

BASİTLİKTEN KALİTEYE
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugünlerde kaliteye takmış durumdayım. Etrafımda olup bitenlere “nasıldır” diye inceliyorum; nasıl olması gerektiğini de düşünmeden edemiyorum.
Nereye, kime, neye baksam bayağılık akıyor. Sağım kalitesizlik, solum kalitesizlik.
Bugün bir sınava girdim. Sınava giriş evrakım poşet dosyada duruyordu. Kapıda görevli memur beni dövecek sandım. Poşet dosya ile sınav salonuna giremezmişim.
Başka bir memur kulağımdaki pirsing (piercing) küpeyi çıkarttırdı. Oysaki sınav evrakında “girilebilir” yazıyordu.
Nitekim girdiğim sınav benim için hayati bir sınav değildir. Ama hayati önem taşıyan gençlerin girdiği bir sınav olsaydı, kapıdan girişte olumsuz etkilenebilirlerdi.
Yine sınavdan devam edeyim. Sınav salonunda aydınlatma yetersiz, sıralar çok sıkışıktı. Üstelik burası bir üniversiteydi.
Ön sırada oturan sınav adayı ağır bir parfüm kullanmıştı; başım döndü, midem bulandı. Zaten hava soğuktu; cam açsak bizim halkımız hemen üşür, kapattırır.
Salon görevlileri ilk başta ciddiydiler, fazla konuşmadılar. Ama sınavın ilk yarısından sonra hem birbirleriyle hem de tanıdık bir sınav adayıyla sohbet ettiler. Dikkatim dağıldı ve uyarmak zorunda kaldım.
Sınav bitti, çıkarken yanımızda zorunlu olarak getirdiğimiz araba anahtarını girişte koyduğum karton kutuyu bulamadım. Eyvah!.. Dışarda, kapının önündeydi; içeriye almışlar, kutu yırtılmış, anahtarlar etrafa saçılmıştı.
Benim bir günümden akılda kalanlar. Sonuç her taraftan bir kalitesizlik akıyor. Ben bu sınava girmek için ücret ödedim. Daha kaliteli bir muameleyi ve ortamı hak ediyorum. Ne yazık ki sonuç ortada!
Yazdıklarımdan bir kurum ya da kişileri eleştirdiğim anlaşılmasın. Buna benzer durumlar her yerde karşımıza çıkıyor. Kalitesizlik her yerde.
Dedim ya, olan ve olması gereken şeklinde bakıyorum.
Aynı hikayeyi olması gereken şeklinde yeniden yazıyorum.
Kapıdan sırayla alınırken, görevli memur poşet dosyayı nereye bırakabileceğimi nazikçe gösterdi.
Yanımızda getirdiğimiz araba anahtarı, cüzdan, telefon gibi eşyalarımızı emanet dolaplarına bıraktık.
Basit takılar sınav evrakında yazdığı gibi sorun oluşturmadı.
Sınav salonu en fazla yirmi kişilikti. Oldukça temiz ve aydınlıktı.
Sınav esnasında görevliler, kendi aralarında fısıldaşmıyor, dikkat dağıtmıyor, profesyonelce hareket ediyorlardı.
Sınava giren adaylar temiz giyimliydiler. Parfüm kokuları kimseyi rahatsız etmeyecek düzeyde hafif ve tazeleyiciydi.
Son yazdıklarım çok mu zor yapılamayacak şeyler mi?
Bizler insan olarak bu kaliteyi hak etmiyor muyuz?
Yazdıklarım basit gibi düşünülebilir. Bu basitlikler bulaşıcı hastalık gibidir, yayılır gider. Sonuç kaba saba toplumdur.
Dünyada onca acı, zulüm, gözyaşı varken benim yazdıklarım “devede kulak kalır” dediğinizi duyar gibiyim.
Her ne oluyorsa zaten sorunları küçümsediğimizden olur. Her birimiz kendi hayatımızda kalite bilincini benimseyerek, daha saygılı, daha adil ve daha nitelikli bir toplumun inşasına katkıda bulunabiliriz.
Küçük sorunlar büyük sorunları doğurur. Görmezden gelinen sorunlar çığ gibi büyüyüp üstümüze gelmeden önce, çözüm üretme ve harekete geçme sorumluluğunu üstlenmeliyiz.
Sorumluluk almak kendimize olan saygımızın gereğidir.
MUAZZEZ TOĞRUL

Devamını Oku

SAVAŞIN EN AĞIR YÜZÜ

SAVAŞIN EN AĞIR YÜZÜ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yazımın başlığını “savaş ve kız çocukları” diye adlandıracaktım. Ama savaştan herkes etkileniyor;  en çok da kadınlar ve çocuklar

ABD ve İsrail’in ortaklaşa İran’a saldırısında kız çocuklarının gittiği iki ilkokul bombalandı.

Çiğdem Toker’in 1 Mart tarihli yayınında aktardığına göre, Amerikalı eski istihbarat subayı Scott Ritter ailelerin, Amerika’nın diplomasisine güvenerek kızlarını okula gönderdiklerini söyledi. Enkazın altında 100 kız çocuğunun olduğunu dile getirirken vicdani bir sorgulama yaptı. Ancak yapılan bu vicdani sorgulama gerçeği değiştirmiyor.

Savaşın hayatta kalan kadın ve çocuklara etkisi çok katmanlıdır.

Savaş esnasında evler yıkılır, kadın ve çocuklar göçe zorlanır.

Mülteci kamplarında güvenlik riski artar.

Tek başına kalan kadınlar daha savunmasız hale gelir.

Doğum hizmetleri aksar, gebe kadınlar risk altında kalır.

Hijyen ürünlerine erişim zorlaşır.

Kız çocuklar okuldan alınıp erken yaşta evlendirilir.

Ucuz iş gücü ve güvencesiz çalışma artar.

Tarım sekteye uğrar, açlık büyür.

Savaş, kadınların bedenine, emeğine ve özgürlüğüne doğrudan müdahale eder.

Savaş yalnızca cephede değil evin içinde, sokakta, göç yollarında da vardır.

Filistin, İran, Gazze ve Suriye gibi Ortadoğu ülkelerinde her gün ölümler yaşanıyor.

Afganistan’da kadınların eğitime erişimi engelleniyor.

Suriye’de Lazkiye Valiliği tarafından kamuda kadınlara makyaj yasağı getiriliyor.

Yine İran’da kadınlar eğitim hakkı ve özgürlükleri için eylem yaparken kendi yönetimleri tarafından katlediliyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken, 1857’de New York’ta greve giden 129 kadının yangında hayatını kaybettiğini hatırlıyoruz. Aradan geçen yıllara rağmen kadınlar hala en büyük acıları çekiyor.

Kadınlar ve çocuklar ölürken,

Yakıt zamları mı konuşulmalı?

Halk yoksullaşır mı denmeli?

Altın yükselir mi diye sorulmalı?

Ülkemiz de savaşa girer mi kaygısına mı düşülmeli?

Bu sorularının sorulması bana çok incitici geliyor. İnsanlar ölürken yakıt ve altın fiyatının derdine düşülmesini empati yoksunluğu olarak görüyorum ve bunu sıradan bir gündem başlığı gibi geçiştiremiyorum.

Hele bir de kız çocuğu çantasını sosyal medyada paylaşmak… Bu mu duyarlılık? Üzülmek gerçekten bu mudur?

Dünya tarihi her gün yeniden yazılıyor. Parasal gücü elinde bulunduran ülkeler savaşı kendilerine hak görür gibi davranıyor.

Maide suresi 32. ayette şöyle denir: ”Kim bir cana kıymamış ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur.” der.

Mustafa Kemal Atatürk “Zorunlu olmadıkça savaş cinayettir.” demiştir.

Dünya üzerindeki savaşların bitmesini diliyorum.

Ama ne yazık ki bitecek gibi durmuyor.

Sadece ölenlerin adı değişiyor, coğrafya değişiyor.

Değişmeyen tek şey, kadınların ve çocukların ödediği bedel oluyor.

MUAZZEZ TOĞRUL

Devamını Oku

SAHİ DOSTLUK NEYDİ?

SAHİ DOSTLUK NEYDİ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dostluk, karşılıklı güven, samimiyet, saygı ve anlayışa dayanan; çıkar gözetmeden
kurulan, bireylerin sevinçlerini ve zor zamanlarını paylaştığı kalıcı insan ilişkisidir.
Acıyı ve sevinci paylaşabilen insanlar dosttur. Acı paylaşıldıkça azalır, sevinç
paylaşıldıkça çoğalır.
Cenazede yas tutmak kolaydır. Ama düğünde oynamak zordur. Sevincinizle sevinen
kişi dosttur.
Hasta yatarken dost bildikleriniz bir tas çorba getirsin diye kapıya bakılır, işte zor
zamanda arayıp soran kişi, dosttur.
Ev, araba, bağ, bahçe aldığında “Hayırlı olsun” diyebilen kişi dosttur. Ama hiç oralı
olmuyorsa dost demeye bin şahit ister.
İnsanın en büyük yanılgısı herkesi kendi gibi bilmesidir. Ya da benim en büyük
yanılgım da diyebilirim. Neysem oyumdur, şeffafımdır, kimsenin arkasından iş çevirmem,
dostuma sadığımdır.
Aslında insan karmaşık değildir. Kimi insan kaliteli gibi durur ama zamanla anlaşılır,
samimiyetsizdir, göründüğü gibi değildir, hayal kırıklığına uğratır. Kaliteli insanın ise bir
çizgisi vardır bozulmaz, zamanla değişip hayal kırıklığına uğratmaz.
Donanımlı, karakteri oturmuş bir insana değer verirseniz, değer görürsünüz. Ama
kişiliği oturmamış sığ bir insana değer verirseniz karşılık beklemeyeceksiniz çünkü sonu
hüsrandır.
Bazı dost görünenler ise işi düşünce, menfaati söz konusu olunca yanınıza uğrar,
alacağını alır sonra ortadan kaybolur. Kendini akıllı zanneder. Bunu fark edebiliyorsak kim
daha akıllıdır?
İnsanlardan zarar gelecek diye kendi kabuğumuzda yaşamak olmaz. Elbette topluma
karışacağız, bazen üzülecek bazen sevineceğiz. Bir halk sözünde dendiği gibi “İnsan insana
lazımdır.”
İnsanın hayatında “Çay koy geliyorum.” ya da “Çay koydum gel.” diyebileceği
dostları olmalıdır.
Cengiz Aytmatov’un kitabından uyarlanan “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminde:
Sahi sevgi neydi?
Sevgi iyilikti, dostluktu.
Sevgi emekti…
Sözleri geçer. Yani her şey gibi dostluk da emek ister.

MUAZZEZ TOĞRUL
ibrala.com

Devamını Oku

ŞİİR

ŞİİR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şiir bana göre az sözle çok şey anlatma sanatıdır.
Şiir edebiyatın en eski türlerinden biridir.
Şiire hayatınızda ne kadar yer veriyorsunuz?
En son ne zaman bir şiiri hissederek okudunuz?
En sevdiğiniz şair kimdir?
En sevdiğiniz şiir hangisidir?

Bu sorulardan birine bile cevap verdiyseniz; hayatınızda şiire yer var demektir.
Mesleğim gereği şiirle hep haşır neşirimdir.
Öğrencilerime şiir okur, şiir okuturum, şiir ezberletir, şiir dinletisi yaptırırım.
Beğendikleri şiirlerden oluşan defter tuttururum, bu yaratıcılıklarını kamçılar,
Bir de bakmışım kendileri de şiir yazar.
En sevdiğim halk şairi eskilerden Karacaoğlan, daha yenilerden Aşık Veysel’dir.
Nazım Hikmet’i ise ayrı severim. Nazım’ın şiirleri özgündür.
Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları” şiiri destansı yanıyla beni büyüler.
Şiirlerde hikayeler, hatta romanlar gizlidir.
Başta demiştim ya az sözle çok şey anlatma sanatıdır.

Şairler;
Yağan kara, uçan kuşa, akan suya, dağa, taşa, yıldıza, Ay’a
Anaya, babaya, kardeşe, sevgiliye, aşka, doğan çocuğa,
Padişaha, boyacıya, balıkçıya, doktora, öğretmene, askere, çobana…
Her şeye ama her şeye şiir yazar.
“Mona Rosa” Sezai Karakoç’un platonik aşkını anlatır.
“Memleketimden insan Manzaraları” Nazım Hikmet’in gözlemlerine dayanır.
“Poema 20” Pablo Neruda’nın gerçek aşk deneyimlerinden doğmuştur.
Şiire gönül kapılarınızı aralamaya ne dersiniz?
Seven sevdiğine şiir hediye etsin.
Yazamıyorsa yazılmış onca güzel şiir var…
Hepsi okunmayı bekler…
MUAZZEZ TOĞRUL
ibrala.com

Devamını Oku

Konfor Alanı

Konfor Alanı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu alan kişinin kendisi için oluşturduğu, sürprizler içermeyen, tanıdık, sadece kendi kontrolünde olan bir alandır.
Günlerce, aylarca hatta yıllarca belli bir rutinde devam eden bir alandır.
Doğup büyüdüğü şehirde ilkokulu, ortaokulu, liseyi ve hatta üniversiteyi bitirip, sonra aynı yerde işe girip, emekli olup ölünceye kadar sürdürülen bir alandır.
Başka bir deyişle kişinin seçim yapıp başka yerlere gitme şansı varken gitmemesi aynı alanda kalmasıdır.
Biraz daraltacak olursak. Ev, okul, iş, arkadaş, çevresinin hiç dışına çıkmadan bilindik çevrede yaşam sürdürmektir.
Daha da daraltacak olursak, aile ve akrabalarının dışında hiç kimse ile iletişim kurulmamasıdır. Sosyalleşmeyi bile kendi yakın çevresi ile sınırlandırmaktır.
Var mı böyle hayatlar diyeceksiniz? Evet var hem de çok var.
Arkadaşlarım 90’lar partisi düzenledi. En az otuz kişiye özelden, sormuşumdur. Sosyal medya hesaplarımda da paylaştım yüzlerce kişi görmüştür. Katılan üç kişi oldu.
Adı üstünde parti; içeriği müzik, dans, kostüm yemek vesaire. Fahiş bir fiyatta yoktu. Katılımın düşük olmasının nedeni insanların konfor alanından çıkamamasıdır.
Okuma kulübü yapıyorum, adı üstünde konusu kitaplar. Gelen sayısı bir elin beş parmağını geçmiyor. Kimi yazarı bahane ediyor, kimi toplanma gününü, kimi okuyamamış vesaire vesaire…bahaneler çok.
Doğa yürüyüşü yapıyorum katılımcı sayısı oldukça düşük. Yok sıcakmış, yok soğukmuş insanlar konfor alanından çıkmamak için bahane arıyor.
Halk eğitim merkezlerinin çok güzel kursları olur. Bazı kurslar katılımcı yokluğundan ya hiç açılmaz ya da açılıp sayı azlığından kapanır.
Bir hevesle spora başlayanlar ya bir ay ya da iki ay devam eder, sonra bırakır.
Bahanelere sığınılır ama asıl neden konfor alanından çıkamamaktır. İnsanlara evden çıkmak zor gelir. İnsanlar tembeldir, menfaatçidir, çıkarı yoksa uzak durur.
Önceliği kendini geliştirmek ve ifade etmek olan insan ne yapar eder bir yolunu bulur konfor alanından çıkar.
İnsanlar konfor alanından çıkarak aslında en büyük iyiliği kendine yapar. Bir etkinliğe katıldığınızda kazanan siz olursunuz. Katılmadığınızda da kaybeden yine siz olursunuz.
Konfor alanında mı yaşıyorsunuz? Eğer konfor alanındaysanız çıkın ve hayatı kaçırmayın. Ataol BEHRAMOĞLU’nun şiirindeki gibi
“Ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.
Ve hayat sunulmuş bir armağandır insana.”

Muazzez Toğrul
ibrala.com

Devamını Oku
royalbet giriş adresithe luxe casinothe luxe casinoroketbet girişcratosroyalbet girişjojobetpusulabet, pusulabet giriş, pusulabet güncel girişjojobetcasibomcasibomcasibomcasibomjojobetcasibomjojobetjojobetcasibompadişahbet girişcasibomcasibomsekabet