h Dolar 16,1920 % -0.96
h Euro 17,4658 % -0.96
h Çeyrek Altın 1.577,00 %-0,56
h BIST100 2.438,84 %-0,49
a İmsak Vakti 02:00
Karaman 22°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
KARAMAN HABER
KARAMAN HABER
Nevdet Ortauğurlu

Nevdet Ortauğurlu

24 Mayıs 2022 Salı

Taşkale’ye gelen mağara adamları

Taşkale’ye gelen mağara adamları
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Uygarlığın kaynağı olan Anadolu da insanlığın binlerce yıllık mücadeleleri sonucu elde edilen kazanımlar doludur.

Bir ülkenin bir bölge insanının gelişmişliği ,insanlığa faydasının olup olmadığı kültür düzeyi tarihine kültürüne sahip çıkarak gelecek nesillere aktarabilme gücüyle yeteneğiyle ölçülür. Geleceğe aktarılanlar ister doğanın oluşturduğu doğal güzellikler olsun isterse insanoğlunun yaptığı kültürel eser olsun farketmez.

Türkiye de ve bölgemizde çok sayıda mağara adamlarımız mevcuttur. Bu adamlar şöyle tanımlanır.
Mağara adamı ,Popüler kültürde tarih öncesi devirlerde mağaralarda yaşayan ilkel insan anlamına gelir.
Mağara adamı yabancısı olduğu bu dünyadan korunmak ve hayatta kalabilmek için mağaralara sığındılar. Bu durum onları kötü hava koşullarından ve vahşi hayvanlardan korumaktaydı.

Taşkale’de bu mağara adamlarından korunmaları gereken yerlerin başında geliyor özellikle sahip olduğu İncesu mağarası

İNCESU MAĞARASI ; Taşkale’ye 9 km uzaklıkta gözzek deresinin doğu yamaçlarında yer alan almaktadır birbirinden 350 uzakta incesu ve Asarin mağaraları bulunmaktadır İncesu 1356 mt uzunluğunda içerisinde sarkıt,dikit ve traverten havuzları bulunan bir doğa harikasıdır. Bütünüyle yatay olan mağaralar damlataş birikimi yönünden son derece zengindir. Mağaranın yakın çevresinde yer alan diğer kaya sığınaklarının bulunduğu bölümlerde Roma devrine ait küçük bir yerleşmeye ait izlere rastlanılmıştır. Bu kadar tarihi değeri olan ve muhteşem doğal güzelliği sahip olan İncesu mağarası 2013 yılında turizme açılmıştır.

Turizme açılmadan önce daha korunaklı durumdaydı. Bizim gençliğimizde her bir metre karesi sarkık,dikik ve traverten havuzları ile doluydu ve tahrifat olmuyordu,hatta daha önceleri köylünün soğuk hava deposu olarak kullanılıyordu. kültür mantarcılığı ve peynir depolanması için uygun şartlara sahiptir ayrıca astım bronşit gibi solunum yolları hastalıklarında tedavi edici olduğu bilinmektedir. insan eli değmeyen her şey güzeldir ziyaret etmediğinden şimdikinden daha korunaklı durumdaydı.

İnsanoğlu canlılar arasında en vahşi ve iflah olmaz bir mahlukattır.
Tarih ve kültürünü gelecek nesillere aktaramayan bin nesil yok olmaya mahkumdur.

İncesu mağarasında yüzlerce yılda oluşan sarkık,dikik ve traverten havuzları insamsı varlıklarla yok ediliyor sanki bütün karakterlerini buraya yansıtıyorlar o üzelim sarkıkları kopararak evlerinde süs eşyası olarak kullanıyorlar duvarlara memleketinin çocuğunun sevgilisinin ismini yazarak tahrip ediyorlar çöplerini sağa sola atıyorlar daha ne kadar olumsuzluk var ise orada yapıyorlar.

İncesu mağarası değerini bilmeyen insanlara derhal bir süre yeni sarkıklar oluşması için kapatılma yada köy muhtarına gerekli yetki ve destek vererek buraların korunması için yeni düzenlemeler yapılmalı .Hiç kimse tek başına mağaraya girmesine izin verilmemeli rehber ile birlikte girişe izin verilmeli ,girişlerde ücret alınmalı,çevre düzenlemesi yapılarak ihtiyaçları karşılamak için lavabo ve büfeler konulmalı.

Nevdet Ortauğulu
ibrala.com

Devamını Oku

Taşkaleli çoban öğrenci

Taşkaleli çoban öğrenci
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Taşkale’nin tarihi M.Ö 2.ve 3. yüzyıllara inmektedir. Firig’ler, Geç Roma ,Erken Hristiyanlık ve Bizans Dönemlerine ait izler taşımaktadır. Taşkale’ye Selçuklu, Karamanoğulları Beyliği ve Osmanlılar hakim olmuştur.

Atatürk’ün Ata yurdu Yunus EMRE diyarında tarih ve kültür kokan, gelenek ve göreneklerini korumuş, Taşkale’de karasal iklime hakimdir, kış ayları çok sert yazları ise kuraktır, kasım ayında başlayan soğuk hava ile birlikte kar yağışı nisan ayının sonuna kadar devam eder, genç yaşlı köylüler altı ay boyunca kendi yağı ile kavrulur köy dışına çıkmazlar. Bu şartlarda okumaya çalışan öğrencilerin boynunu borcu haline gelmiş işlerin başında kız,öğrenciler halı tezgahında annesi ile halı dokur, erkek öğrenciler ise çobanlık yaparak hayatlarını sürdürmektedirler.
Altıkardeş’ten en büyüğü olan Yasin on iki yaşlarında hayatın gerçek yüzüyle tanışmıştır. Daha ilkokul sıralarında minyon denecek kadar kısa olduğundan öğretmenleri sınıfın en ön sırasında oturtur ve okul etkinliklerinin maskotu olarak seçilirdi ,köy okullarının en gözde faaliyeti olan yedi cüceler etkinliğidir. Yasin bu etkinliğin ayrılmaz parçası olmuştu, tam beş yıl boyunca yedi cüce seçilen bir öğrencidir. Sılagonları ise ”Biz tam yedi cüceyiz var mı? bize yan bakan hey! yan bakan” diye naralar atılırdı,boyları uzun gözüksün diye öğretmenleri kafalarına yarım metre uzunluğunda huni biçimde kartondan külah takarlardı yedi cüceler arkadaşlarının önünden geçerken onlardan uzun olduklarını düşünürlerdi.Okul haricinde ise amca oğlu Sinan evlerine gelir herhalde onunda dikkatini çekmiş olacak ki kendince bir çare bulmuş boyu uzasın diye küçük yaşlarında iken ayak bileklerinden tutarak kendi etrafında fır döndürerek hem eğlenirler hemde boyunun uzamasına yardımcı olacağını düşünürdü.

Babası köy belediyesinde birkaç kadrosu bulunan zabıta memuru olarak çalışmaktaydı, köyde maaşlı bir işte çalışmak büyük bir prestijdi ama zaman sınırlaması yoktur, her an çalışmaya hazır olmanız gerekmektedir ,sabah erkenden evden çıkar akşam geç saatlerde eve döner ailesi ile vakit geçirecek zamanı bulamamaktadır bütün işler anne ve ailenin en büyüğü olan Yasin’in sırtında kalmıştır;anne köyün geçim kaynaklarından birisi olan halıcılık olduğu için o da halı dokuyarak evin geçimine yardımcı olur altı çocuğun diğer ihtiyaçlarını evin düzenini sağlamaktadır. İkamet ettikleri ev ise iki oda ve bir holden oluşmaktadır, odanın biri anne babanın yatak odası olarak kullanılmakta, diğer oda ise yirmi metrekare büyüklüğünde olan bir oda, altıkardeş bu odada yere serilmiş yataklarda yatmaktadırlar, ayrıca odanın yarısını kaplayan halı tezgahı ve kuzine soba bulunmakta mutfak olarak da kullanılmaktadır.
Yasin ortaokula gitmektedir okul ise köyün dışında iki km mesafede köyü baştan aşağı geçerek okula ulaşmaktadır. Sabah erkenden kalkar odun sobasını yakar peynirli sıkması yer ve okula giderken evdekileri uyandırırdı ,köy okulu olduğu için eğitimde aksaklıklar yaşanırdı , fiziki olarak okulun damı akar sobalı olduğu içinde tam olarak ısınmaz ,öğrenciler üşürdü, sınıfa giren öğretmen durumu fark eder sınıfın ısınması için derslere biraz geç başlardı. Öğretmen sıkıntısı olduğu için dersler boş geçer , branş öğretmeni olmadığından her bir hoca farklı derslere girmektedir; bu nedenle çoğu köy okullarında olduğu gibi sadece diploma almak için okula gidilir doğru dürüst eğitim alınmazdı ama yinede en başarılı öğrenciler köy okullarından çıkar çünkü doğayla iç içe özgürce yaşıyorlar .

Okulda tekli öğretim olduğundan öğlen bir saatlik arada eve yemek için gelinir ancak yemek yemeden doğru köyün dışında olan ahırlarında sahip oldukları hayvanları köy deresinden sulamaya gitmektedir, bu iş bir saat kadar sürmektedir yemeğe ise zaman kalmamaktadır. Evden eline bir mayalı ekmek bir yumurta alır veya peynirli sıkma sıkar onu da yolda okula giderken yerdi akşam okuldan sonra yine ahırlarına gider hayvanların bakımı için çabalardı hafta içi bu işlem rutin bir şekilde devam etmektedir. Diğer kardeşleri ise ilkokula gitmektedir onlarda güçleri oranında ev işlerine yardım ederler ,annesi sabah kalkar kalkmaz çocukları okula yollar, halı dokumak için gelecek olan ırgatların daha fazla iş yapmaları için halı tezgahındaki gerekli eksiklikleri tamamlar azalmış olan ip yumakları sarar çalışma şartlarını düzenlerdi hafta içi bu süreç devam ederdi hafta sonları ayrı bir çalışma düzenine geçilirdi köyde kız çocuklarına daha çok önem verilirdi üç kız çocuğu olan aile zengin sayılırdı çünkü halı dokumak için ırgata gerek kalmazdı büyük küçük çocuklar halı dokurdu.
Yasin’in köyünde her evde yaklaşık bir eşek, inek 100-150 küçükbaş hayvan bulunur, kış aylarında seksenli doksanlı yıllarda yarım metre ve üzeri kar yağar yani kışlar çetin geçer, karlar baharla birlikte mart, nisan aylarında erimeye başladığında toprak ısınmaya otlar yeşermeye başlar doğa canlanmaya başladığında insanlarda doğaya ayak uydurur kışın kasvetinden kurtulup ve canlanırdı.

Yasin ve bütün köy çocuklarının hafta sonu mesaileri ilkbahar ayları ile başlar yağan karlar tamamen kalkana kadar devam ederdi karlar eridiğinde yaz gelmiş sayılır ve obalara çıkılırdı aslında Yasin atalarına Türkmen Yörükleri sürekli hareket halinde olurlar ve doğaya saygılı olurlar Yasin bu hassasiyeti yaşatmaktadır ve doğaya düşkünlüğünü özgürlüğe sevdasını iliklerine kadar hissetmektedir ,Yasin için baharın gelmesi koyunların otlatmaya götürmesi ayrı bir güzellik olup kendisini ne kadar doğa şartları zor gelse de içindeki doğa özlemi bam başka içi kıpır kıpır oluyor. Kendisini doğaya ağaç ve bitkilerin arasına bıraktığı zaman, sanki yeniden dünyaya gelmiş gibi hisseder şartlar ne kadar olumsuz olursa olsun kendisini dünyanın en mutlu çocuğu olarak görmektedir; kendisinin asla büyük şehirlerde yaşayamayacağını böyle bir durumda asla mutlu olamayacağını düşünür, yarada’nın doğayı canlılar için birbirlerini tamamlayan bütün nimetleri sunduğunu hiçbir şeyin sebepsiz doğada var olmadığını sanki bir entegre şeklinde dişlilerin her birinin yerli yerinde olduğu, kendisinin çok şanslı olduğunu,akşama kadar özgürce haykırıp hiçbir müdahale olmadan yönünü kendisinin seçebildiğini birinin sebebinin diğerinin sonucu olduğunu düşünür, baharla birlikte, ailelerin büyük çocukları olduklarından bu koyun otlatma işler üzerine kalırdı bu arada okuyan kız çocukları ise hafta sonları halı dokur ve evlerin temizlik işleri ile uğraşmaktadır anne ise hafta boyunca yiyecekleri mayalı ekmek yapmak için gün boyu uğraşırdı.

Hayvanlar altı ay boyunca doğru dürüst güneş görmemiş ve yeşil ota hasret kaldıklarından ahırdan kurtularak meralarda serbestçe dolaşmak istiyorlar. Yasin hava aydınlanmada sabahın ayazda kalkar anne ve babasının akşamdan mayalı ekmeği sobada ısıtarak sıktığı peynirli soğanlı sıkmaları hazırlanır,baba ve dedesinin kullanmadığı eski , küçülmüş bir gocuğu giymekte, ceplerine açlığı bastırmak için önceden hazırlanmış cevizli,toz şekerli dibekte dövülmüş kepekleri ceplerine doldur diğer cebe sıkmaları koyar ayağına iki kat annesinin ördüğü yünlü çorap ve lastik ayakkabı koyunları ahırlardan çıkararak diğer arkadaşlar ile sıra sıra yollara düşer, köy o zamanlar nüfusu kalabalık olduğu için köyden Keben’den, Sekemek’ten, karşı yakadan ve gedikten çıkılırdı. hangi merada bölgede daha çok ot olduğunu tahmin ederek oralara doğru yönelirdi, genelde kuzey taraflar karla kaplı olduğundan güney tarafta’da koyunlar otlatılırdı, Yasinin iki seçeneği vardı ahırları meranın her iki tarafına gidebilecek konumdaydı Taşlıktan gidenler gedik köprüsüne varıldığında yol ayrımı vardı yayla ve kır tarafına gitmeye karar verirdi.

Meraya çıktıktan sonra koyun ve keçileri bir arada tutmak zorlaşırdı koyunlar uysal olduğundan ve yeni filizlenen otları ararken yavaş davranırlar keçiler ise; Çalı bulma peşinde olduğundan yerinde durmazlar sağa sola koşuşturup dururlar bu ise koyun otlatmaya giden çocukları sürekli ayakta durmak zorunda kalmasına neden oluyordu akşama kadar bitkin bir durumda evlerine dönmelerine sebep oluyordu, ayrıca çoğu yer karla kaplı olduğundan toprak bulmakta zorlanmaktaydı ve ayakları üşümekte su almaktaydı bunun yanında yabani çakal ,kurt gibi hayvanlar da baharın gelmesiyle onlarda yuvalarından çıkarak av peşinde koşarlar bu yüzden sürülere sahip çıkmak önemli hangi taşın arkasından çıkacakları belli olmuyor koyunlara zarar verebiliyorlar açıkçası Yasin ve diğer çobanlarda kurtlardan korkuyordu yanlarında köpek vardı ancak kurtlar sürü halinde dolaştıkları için kurtlar köpeği pek dikkate almıyordu, ve sürüye girdikleri zaman yemiyor koyunların boğazlarını sıkarak öldürüp daha sonraki bir gün gelip yemek için mümkün olduğunca çok sayıda koyun boğazlarlar bu yüzden koyunları kayalıklardan kuytu köşelerden uzak otlatırdı Yasin’in de cinsi belli olmayan Tomar isminde beyaz bir köpeği vardı ve koyunları onunla korumaya çalışmaktaydı.

Koyun ve keçiler yeşil otları ve yeni tomurcuklanan çiğdem ,burçakları iştahla yerken Yasin sanki onlarla beraber otladığını istemdışı yutkunduğu’nun farkına varır, Yasin cebine doldurduğu kepekleri iştahla yemekteydi kar sularını içeriz diye su matarası taşımazlar çünkü kış ayları su ihtiyaçlarını doğal yollardan karşılamak zorunda kalıyorlar say kayaların üzerinde oluşmuş çukurlarda biriken kar sularını koyun ve keçilerle çoğu zaman beraber içerler. derin bir çanak şeklinde olmadığı için yere uzanarak içerler, bazen su yüzeyleri buz tutar dudakları soğuktan çatlardı bu şekilde içilen su çok lezzetli geliyor suyun tadının olduğunu o zamanlardan öğrenmişti belkide bu çanaklardan Yasin’le birlikte kaç çoban, kaç tane sürüngen ve yabani hayvan bu sulardan içtiği için onların ağız kokuları vardı ,Allah’ın hikmeti bir yerde buluşturuyor.

Yiyeceklerini gocuklarının bir cebine doldurduğu kepek ile öbür ceplerine koydukları sıkmalar ile sağlıyorlardı sürekli hareket halinde olduklarından sabit bir yerde durmaları zor olduğundan,bilhassa keçiler sürekli hareket halinde olduğundan köyde koyunlar büyük kuyruklu karaman koyunu ,keçiler ise tiftik keçilerinden oluşmaktadır ateş yakmaları için zaman kollamaları gerekiyordu fırsat bulduklarında ise çobanların büyük zevkleri olan ateş yakmak meralarda sadece karaçalı dediğimiz kurumuş küçük çalıları toplar hem ısınır çünkü kar soğuğu ellerimizi ,yüzleri buruşturur ve yakardı hemde sıkmalarını ısıtarak çıtır çıtır gevreterek yerlerdi o kadar lezzetli olurdu ki o kadar güzel kokardı ki burunlarına birkaç tane birden yerler ama hala doymazlar çünkü açık havada insanın karnı bir türlü doymaz tokluk hissi yaşatmazdı
Yasin’in bir günü akşama kadar koyunların peşinde koşarak geçmektedir, hava kararmaya başladığında koyunları toparlayarak tekrar köye dönerken Yasinin içinde bir tatlı hüzün burukluk meydana gelmektedir doğa ile baş başa özgürce dolaşmak varken köye dönerek rutin bir yeni güne başlamaktan üzülmektedir bir saat yürüyüşten sonra koyunları eksiksiz olarak köye ulaştırdığı için sevinçlidir, ayrıca yavrulamış hayvanlar kuzular ile buluşması bizim çoban için ayrıca bir mutluluk kaynağı olmuştur o kadar koyun içerisinde kendi anneleri ile buluşması mucize bir durumdu, çobanlık bir kış boyunca devam eder ,bizler ise o soğuk , karlı havalarda çok üşürdük koyunların peşinde koşmaktan kendilerini durumlarını unuturlardı köylü genelde lastik ayakkabı giyer akşama kadar kar üzerinde yürüdükleri için kar suları ile ıslanır annelerini ördüğü çoraplar vardı üst üste iki yün çorap giyerler, bu durumda bile ayakları ıslanır eve geldiklerinde büyük bir mutluluk içinde olurlar görevlerini yapmışlar doğayla baş başa olmuşlar hayvanların doğada dolaşmalarına vesile olmuşlardır.

Öğrenci çobanlar kendilerini akşam eve zor atarlar Yasin’de eve geldiğinde sıcak soba başına oturduğunda kendisine gelir kardeşlerinin meraklı bakışları arasında ayaklarına yapışmış su içinde çoraplarını çıkardığında ayakları morarmış bir şekilde sobaya karışı tutarak ısıtmak zorunda kalıyordu,bir süre ayakları uyuşukluktan kurtulmazdı ana yüreği dayanamaz üzülür ayrıca kardeşleri ailedeki bu koşturma halini merakla gözlemlerler , ilerde kendilerinin de bu halde olacaklarını düşünerek bakarlardı. Bütün bu işlerin ardından bol patatesli yanında baş soğan ile akşam yemeğini sulu pilav ortada bir tencere etrafında altı kardeş anne baba aynı tencereye hucum eder kaşıkların çıkardığı seller eşliğinde karınlarını doyururlardı, arkasından kuzine sobada patates kebapı ile çay içilir, sonra okul hazırlıkları ve ödevler yapılır bütün aile yorgun olduğundan biraz radyo dinlenir çünkü televizyon yoktur,erkenden yatılır, altı kardeş aynı odada yer yatağında odanın bir köşede kızlar diğer köşede erkekler yatmaktadır,ne kadar yorgun olurlarsa olsunlar kardeşler bir arada olmuşlar gülüşmeleri, şakalaşmaları arasında rüyalara dalarlardı bazen babaları gece yarısı fazla gürültü yapıyorsunuz diye şiddet bile uyguladığı bile olmuştu.
Yasin, ilkbahar aylarında her hafta sonu tekrarlanan bir günde yaşadığı serüven, ailesinin geçimine yaptığı katkılardan dolayı huzurla yatağına girmiştir. Ne akşama kadar yaşadığı yorgunluk,soğuk havada titremesi, ayaklarının morarması ,nede sorumluluğunda olan koyunların yabani hayvanlardan korumak için yaşadığı stres gelmektedir.
Yasin huzurludur, çünkü ailesi için yapması gereken görevlerini yapmıştır katkı sağlamıştır, huzurludur gün boyu özgürlüğün tadını çıkarmıştır,doğa ile baş başa kalmıştır, doğanın uyanışını gözlemlemiştir,koyunların doğayla buluşmasına katkı sağlamıştır, akşam koyunlar ile kuzuların buluşmalarını sağlamıştır. Meleşmeleri dinleyerek ruhunu rahatlatmıştır, Bu yaşlarında ailedeki huzurun,toplumun huzurunun mevcut olduğunda,başarıların mutlaka geleceğini,zorlukların aşılacağını öğrenmiştir. Her gece Allaha şükürler olsun huzurluyum, diye dualar etmektedir.

Nevdet Ortauğurlu
ibrala.com

Devamını Oku

Taşkale’nin Turizmi

Taşkale’nin Turizmi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İşte dünyada eşi benzeri olmayan hazine üzerinde yaşayıp hiçbir nimetinden yararlanamayan ve gelir düşüklüğü nedeniyle köyünü terk eden yörelerde mevcut,bu yörelerinden biri en başta geleni ise TAŞKALEDİR.

Taşkale’ye yılda kesin bir kayıt olmamakla beraber aynı bölgeden ya da Türkiye genelinden yüz bin turist geliyor son yıllarda yabancı turistlerde,Taşkale’yi ziyarete etmektedir;aynı zamanda amacı dışında ürün tanıtım videoları ,gelin damat fotoğraf çekimi,müzik klipleri çekmek için gelenlerde olmaktadır.

Turizmin amacı ziyaret edilen yöreye ekonomik açıdan katkı sağlamak, kültür seviyesini yükseltmek ,Büyük şehirlere göçü önlemek için önemlidir. Ziyaretçilere ise yörenin kültürel ve tarihi bilgiler vermektir.

Taşkale tarih ve kültürel açıdan dünyada az rastlanan hazinelere sahiptir,tanıtıma da sorun yok fotoğraf dernek üyelerinin sosyal medyada köyde çekmiş olduğu fotoğrafları paylaşmaları nedeniyle , dünyanın her köşesine ulaşılmaktadır. Geriye ne kalıyor köye ekonomik katkı sağlamak için elimizi taşın altına koyarak üretim yaparak gelir etmemiz kalıyor.

PEKİ SORUN NEREDEDİR?

İki türlü sorun gözükmektedir bence birinci sorunumuz yanlış yatırımlar ve vizyon eksikliği örnek mi istiyorsunuz? Manazan mağarası önüne yapılan turizm amaçlı esnaf satış kulübeler ve tuvaletlere büyük masraflar yapılmıştır ancak bakımsızlıktan çürümeye yüz tutmuştur sadece kulübe yaparak hizmet etmiş sayılamazsınız, mağaranın içerisine döşenmiş olan elektrik tesisatların durumu ayrı bir rezalet, İncesu mağarası ayrı başka bir sorun bir bu yatırımın hiçbir yararı olmadığı gibi devlete zararı var, Taşkale’de en büyük ihtiyacı olan konaklama sonunu çözmeden ziyaretçileri memnun edemezsiniz .

ÇÖZÜM ÖNERİ

Bir an evvel Karaman Valiliği Koordinasyon da Karaman il Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İl Özel İdaresi Müdürlüğü ,Belediye ve ilgili kurumlar bir araya gelerek somut bir şekilde uzun vadeli planlamalar yaparak girişimde bulunmaları gerekmektedir. Köyü sadece muhtarın kısıtlı olanaklarına bırakılmamalı profesyonel kuruluşlardan destek alınmalı .
Taşkalenin birinci önceliği konaklama sorunudur; köy evleri aslına uygun bir şekilde restore edilmeli yaz ve kış aylarında kullanılacak şekle getirilmeli; pansiyon sistemi getirilerek köylünün köyde kalmaları sağlanmalı güzelim insanlarımızı şehrin pis kokusundan uzak tutulmalı , köy evlerinin dekorasyonu yöresel eşyalardan el sanatlarından oluşmalı,köy girişinden ambarlara kadar olan kayalar oyularak taş evler yapılmalı,yeni yapılaşmaya izin verilmemeli köyün otantiği kesinlikle bozulmamalı ,kendi coğrafi yapısı bozulmamalı.

İkinci sırada köy halkına gelir getirici alternatifler sunmaktır,öncelikle yöresel ürünler pazarı oluşturmak, tarihi yerlerin Magnetlerini, yaparak köy tüzel kişiliği adına bunların satılmasını sağlamak sürekli açık olması şart , el emeği ile üretilen halı,kilim çorap gibi ürünler için atölyeler kurmak ve hepsini bir çatı altında birleştirmek için kooperatif kurulmalı .yöresel ürünlerimizi markalaştırmalıyız özünü koruyarak.
Lavanta vadisi oluşturulmalı bu aromatik bitkilerin bakımı arıcılara zimmetlenmeli balından arıcılar çiçek ve yağından ise köy tüzel kişiliği adına satılarak köylünün ihtiyaçları karşılanmalıdır lavanta vadisi turist çekme bakımındanda büyük potansiyeli bulunmaktadır.

Karamanın Taşkalenin turizm merkezi olabilmesi için sadece kültür değil doğa turizm potansiyelini tespit ederek Rafting ,Doğa yürüyüşü ,Yamaç Paraşütü ,Teleferik ve Balon Turları gibi alternatif turizm faaliyetleri geliştirmek kapalı bir kutu olan Karaman ve ülkemiz ekonomisine büyük katkılar yapacaktır.

Nevdet Ortauğurlu
ibrala.com

Devamını Oku

Karaman ve dil gerçeği

Karaman ve dil gerçeği
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Anadolu’da ilk insan topluluklarının görülmeye başladığı Karaman il sınırları içerisinde Süleymanhacı köyünde yer alan pınarbaşı höyüğünde yapılan kazıların ilk verilerine göre yerleşimin M.Ö 8000 yıllara dayanmaktadır. Karaman M.S 8.ve 9.yüzyıllarda Laranda Arap orduları tarafından birkaç kez işgal edilmiş;ancak şehir Selçuklulara kadar Bizans egemenliği altında kalmıştır. Türk hakimiyeti 11. yüzyıllarda Danişmentliler ile başlamış Sultan 2. Kılıçarslan 1165 yılında şehri Anadolu Selçuklu topraklarına katmıştır.

Karamanoğlu Mehmed Bey 1261-1277 yıllarında beyliği idare etmiştir 13 mayıs 1277 de yayımladığı Fermanla Anadolu da ilk kez Türkçe devlet dili olarak kabul edildi “Bugünden sonra hiç kimse sarayda,divanda,meclislerde ve seyranda Türk dilinden başka dil kullanmaya”fermanıyla Türk tarihine damga vurmuş bir isimdir ve her yılı 13 mayısta Türk dil bayramı olarak kutlanıyor.

Karaman yetiştirdiği Türk-İslam Mutasavvıfı halk ozanı Yunus EMRE doğum tarihi 1238-1320 Anadolu’da Türkçe şiirinin öncüsü olan tasavvuf ve halk şairidir.“Yaradılmışı hoş gördük,yaratandan ötürü”diyebilecek olgunluktadır.

Her harfi her kelimesiyle milletimizin binlerce yıllık mazisine şahitlik eden Türkçe dün olduğu gibi bu günde bizi bir arada tutan bizi millet kılan en büyük birleştirici güçtür. Karamanoğlu Mehmed Beyin Türkçe konusundaki hassasiyetini yaşatmak da hem ülkemiz hem de Karaman’ın en kutlu vazifesi olmalıdır.
Çocuk ve gençlerimize;Dilimize sahip çıkmanın geçmişimize ve kültürümüze sahip çıkmak olduğunu, geleceğimize mirasımız olacağı şuurunu aşılamalıyız, günlük hayatta kullandığımız kelime birikiminin artırılması ve seçkin edebiyat eserlerimizi okumaları önerilmelidir.
Türk dili aslını koruyarak duruyor . Türk dilini konuşanlar yozlaştırıyor.
bireylere anadil bilincini ve dil zevkini yerleştirmeliyiz, bu nedenle akademisyen ve öğretmenlere politikacılara, medya organlarındaki çalışanlara Türkçe yetkinlik sınavları yapmalıyız.

Türkçede karşılığı varken kendimizi başka kelimelerle ifade etmeye zorluyoruz. Bu yaklaşım hem iletişimde, hemde kimlik sorununda sorunlar ortaya çıkıyor karşımıza iş yeri isim ve ürün isimleri her dilden kelimeleri kapsıyor Türkçe hariç 700.000 üzerinde kelimeyle çok zengin bir dil her şeyin karşılığını bulabiliriz.

Türkiye’de ilk dil bayramı 1932 yılında Türk dil kurultayının açılış günü olan 26 eylül 1932 yılından bu yana kutlanıyor

2021 Yılının”Yunus EMRE ve Türkçe Yılı” ilan edilmiştir, edilmiş te ne değişmiştir .Şu anda yazışmalarımızda ve konuşmalarımızda kullandığımız kelimeler dünyadaki bütün dillerden kullanıyoruz. Bir ülkeyi dilini bu kadar yabancı dil istila etmiş bir ülke yoktur . Birinci sırada Arapça 6467 kelime ile ilk sırada Fransızca 5253 kelime ile ikinci Farsça 1359 kelime ile üçüncü sırada yer almaktadır.
İstanbul,Ankara ,Karsı v.b şehirler bir tarafa koyuyorum ;Karamanı ayrı bir yere koyuyorum.745 yıl önce çıkarılmış fermandan bu yana Türkçe konuşun diye ve 1932 yılından itibaren dil bayramları kutluyoruz.
Kutluyoruz da ne oluyor lise yıllarımda okul olarak bende katıldım, İsmet Paşa Caddesinde yürüdük o kadar bayramı kutlamış olduk.
Karamana garajın oradan giriş yapın etrafınıza tabelaları inceleyerek saylardan çıkın gözünüze sadece aile şirket tabelaları Türkçe olarak çarpar diğerleri dünyanın bütün dilleri ile yazılmıştır.
Geçmişimiz ile gurur duyarız bu da insani bir reflekstir duymalıyız’da atalarımız ile övünürken yad ederken onların bize öğütlerini göklere çıkarırken biz samimi davrana biliyormuyuz ,öğütlerinin gereklerini yerine getirebiliyormuyuz,
Her türlü yazışmaları yapıyoruz ;Şöyle yapalım böyle yapalım ancak bunları kim yapacak kendimiz yapmıyoruz ,ne yapıyoruz ;Resmi tören geçişleri,

Raporlar ,Konferanslar, Temenniler, Dilekler samimi değiliz çevremize bir bakalım her tarafta yabancı dil kursları mevcut bir tanı Türkçe dil kursuna rastladınız mı ?
Hepimiz Türk dili konuştuğumuzu zannediyoruz ;Maalesef böyle bir durum söz konusu değil Türkçenin anavatanı Karaman diyoruz Türkçeden başka her dili konuşuyoruz.

YAZIKTIR Kİ KİMİMİZ ANLAMINI BİLMESEK’DE ARAPÇA KELİMELERE HASTAYIZ, KİMİMİZ HAVA ATMAK İÇİN YARIM YAMALAK İNGİLİZCE VE DİĞER DİLLERİ KULLANIYORUZ.

KÜÇÜĞÜNDEN BÜYÜĞÜNE MEMURUNDAN AMİRİNE BİRAZ SAMİMİYETLİ OLUN LAF OLSUN TORBA DOLSUN DİYE DİL BAYRAMI KUTLANMAZ YAPTIĞIMIZ KUTLAMALARDA BİLE KULLANDIĞIMIZ KELİMELER YABANCI SÜSLÜ PÜSLÜ SÖZLER İLE DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKAMAYIZ.

Nevdet Ortauğurlu
ibrala.com

Devamını Oku

Taşkale’de Duyarlı Olmak

Taşkale’de Duyarlı Olmak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Duyarlı insan olamak demek ;çevremize baktığımızda toplumu doğayı etkileyen olumlu olumsuz neleri görüyoruz? Nelerin farkındayız,eksiklikler neler,düzenli işleyen noktalar hangileri ve benim yaşadığım toplum ve dünya için ne yapabilirim? duyarlı Kişiler bu soruları kendilerine sürekli sormak zorundadır.

Sadece kendi çıkarlarını düşünen kişilere ise duyarsız denir.

Duyarlı insan olmak için kendimizden önce her zaman ihtiyacı olan insanları düşünmeliyiz.

Duyarlılık aslında ailede başlayan bir süreç aile içinden başlayarak ,okul ve yaşam boyu devam etmektedir. Ebeveynler bu konuda hassas olmalı çocukların gelişim sürecinde duyarlılık konusunda destek vermeleri,sosyal sorumluluk projelerine katılmaları yönünde desteklemeleri gerekmektedir, çocuklar hem farklılıklarını fark edecek ,hemde ,topluma karşı olan sorumluluklarını yerine getirmek için çabalayacaklardır .Ne kadar erken başlarsa bu süreç toplumun geleceği açısından faydalı olur, her bireyin sorumluluklarını yerine getirmesi sayesinde, daha yaşanabilir ve mutlu dünya için adımlar atılacaktır.

Anadolu’nun çoğu köyünde dinimizde yeri olmamasına karşın sürdürülen gelenek ve görenekler hala devam etmektedir.
Çoğu köylünün içine sinmemesine,mantıksız olduğuna inanmasına rağmen toplum baskına maruz kalması nedeniyle gelenekleri sürdürmek zorunda kalıyorlar, ve bu gelenekler insanları manevi ,maddi olarak zor durumda bırakmaktadır.
Bunlardan biri ise vefat eden akrabalarımızın adına verilen yemekler bir düşünün bir yıl içerisinde 20 kişi vefat etsin ilk bayramda sabah namazından çıkar çıkmaz bütün cenaze evine gidilir yemek yenir bu durum cenaze evini zor durumda bırakır ,ayrıca tabaklar bitirilmediği yemekler israfa neden olmaktadır.
Bu geleneklerin çağımızda yapılmaması gerektiğini söyleyecek insan bulmak zor ,ama bu cesareti,duyarlılığı gösteren yine bir Taşkale’li oldu ve bir taşla iki kuş vurdu,hem insanlara toplumsal bir gereklilik olduğunu düşündüğüm “doğduğun yere borcun var” sözümü doğrular bir girişimde bulunan değerli hemşehrim Mehmet GÜNEY Ailecek bir karar alarak rahmetli değerli babalarının adına bayramda verecekleri yemek yerine Muhtar Hasan KARACA ve Valiliğinin oluru ile köyün zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için Köy hesabına bağış yapma kararı almışlardır.

Bu düşünce alkışlanacak bir karar olup,bütün köylünün hatta her köyün uygulanacağı bir sistem haline getirilmeli, doğru bildiğimiz yanlışlardan kurtularak doğup büyüdüğümüz topraklara hizmet ederek borcumuzu ödemeliyiz .

Nevdet Ortauğurlu
ibrala.com

Devamını Oku