h Dolar 18,8233 % 0.11
h Euro 20,4463 % 0.11
h Çeyrek Altın 1.893,00 %-0,47
h BIST100 4.970,84 %4,60
a Akşam Vakti 18:20
Karaman
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
KARAMAN HABER
KARAMAN HABER
Nevdet Ortauğurlu

Nevdet Ortauğurlu

30 Kasım 2022 Çarşamba

TAŞKALE’YE YAKIŞMADI !

TAŞKALE’YE YAKIŞMADI !
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Aile içinde ,sosyal yaşamda ,kurumlarda ,ekolojik alanlarda herhangi bir olumsuzlukla veya sorunla karşılaştığımız zaman en kolay çözüm yolu olan sorunlarımızı ya halının altına süpürürüz ya da öteler görmezden geliriz.

Bu işlem belki sorunları anlık çözeriz ama halının altında sorunların yıllar içinde çimlenip kök salacağını unuturuz.

Bir sorunu çözmeye çalışırken,belki başka sorunların ortaya çıkmasına sebep oluyoruz.

Taşkale Konya Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 01.02.2012 gün ve 306 sayılı kararı ile 3386 ve 5226 sayılı kanunlarla değişik2863 sayılı yasada belirtilen özellikleri göstermesi nedeniyle 1. Derecede Arkeolojik sit alanı olarak tescil edilmiştir Ayrıca 2021 yılında “Doğal Sit Nitelikli Doğal Koruma Alanı”olarak tescil edilmiştir yine Konya Koruma Bölge Kurulu’nun 22.06 1992 tarihli ve 1360 sayılı kararı ile “Kentsel Sit Alanı” olarak tescil edilmiştir .

Taşkale her yönü ile sit alanı edilmişken köylünün bir çivi bile çakmasına izin verilmez iken ve de her tarafı tarih kültür kokan ,belki de Arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılacak toprak altında yatan tarihe sahip Taşkale ye kim sahip çıkacak.

Belediyelerin tasfiye edilmesinden sonra köyler ,muhtarların kısıtlı bütçeleriyle personel eksikliğiyle nefes almaya çalışıyorlar bu eksiklikler muhtarlara büyük bir vebal ve sorumluluk yüklemektedir.

En son olarak köyün jeolojik yapısından kaynaklanan nedenlerden dolayı köy yollarının su sızdırarak toprak kaymalarına sebebiyet vermesi nedeniyle asfaltlama çalışmaları yapılarak çözüm aranmıştır.

İnsan düşünüyor acaba bu kadar kültüre ve tarihe sahip , her bakımdan sit alanı ilan edilmiş kültür vadisi olan olan köye çözüm olarak kapkara asfalt mı yapılması gerekiyordu ?

Yolları asfaltlamak ulaşım için önemlidir caddeleri sokakları yapabilirsiniz ancak bazı yerler vardır ki kesinlikle asfalt bu yerleşim yerlerine ihanettir,bu yerlerden biri de Taşkaledir.

Taşkaleye yapılan asfalt yakışmadı köyün bu sorununa İl Özel İdaresi,Karaman İl Kültür Ve Turizm Müdürlüğü dünyadaki örneklerini araştırarak başka bir çözüm bulmalıydı .Taşkalenin kültürü turizmi kapkara yollarla yara alarak insanlarından sonra Otantikliği ,özelliğini kaybetmiştir.

Taşkalenin bütün özelliklerin taşıyacak bir plan bir vizyon yapmak yerine yolları karartmak doğru bir yöntem değildir .

 

Nevdet Ortauğurlu
ibrala.com

Devamını Oku

ELİ ÖPÜLESİ %6.8

ELİ ÖPÜLESİ %6.8
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TÜİK verilerine göre ülkemizin nüfusunun ancak %6.8 köylerde yaşayanlar oluşturuyormuş yani %93.2 oranında ki vatandaşlarımız ilçe ve il merkezlerinde yaşıyorlar.

Bu itiraf ,bizleri nasıl bir geleceğin beklediğini gözler önüne seriyor.

Bu oranların birinci derecede sebebi 2012’de çıkan Büyükşehir yasası 2014 yılında yürürlüğe giren 6360 sayılı kanun bu kanun Nüfusu 2.000’in altına düşen belediyelerin tasfiyesi il özel idareleri tarafından yapılır denilmektedir,sonuçta 16 bin220 köy ve bin 53 belde mahalleye dönüştü bu ise tarım ve hayvancılık ile uğraşan köylülere büyük bir hayal kırıklığı oldu .

Köylerde 50 yaş altı çok az insanımız kaldı. Köyde yaşayanlar ise çobanlar ve muhtarlar 15-20 yıl sonra nüfus kalmayacak terk edilmiş olacak , yok olup gidecek ve yılda bir defa havasını soluyacak,suyunu içeceğiniz yeriniz de olmayacak. Atalarımızın mezarları bile yok olacak.

Bir toplumda herkes Doktor, Mühendis ,Avukat ,herhangi bir beyaz yakalı olur ise;

Anahtar tutacak?
Hizmet kim edecek?
Sürüleri kim otlatmaya çıkaracak?
Musluğu kim tamir edecek?
Tarımı kim yapacak?
Her türlü üretimi kim yapacak?

Bu durum sadece köylerin boşaltılması ile ilgili bir sorun değil ,bir ülkenin geleceğini ilgilendiren bir beka sorunu yukarıda da belirttiğim gibi artık köylerde üretim yapacak insan kalmadı tarımsal kuraklığın,iklim şartlarının düzensiz olduğu bu ortamda birde köyleri boşaltarak çiftçilik yapması gereken insanlarımızı şehirlere taşırsak, fabrikalara tıkarak birer makine haline sokarsak,hiçbir sosyal faaliyette bulunmasına hayat şartlarından dolayı fırsat vermezsek ,tarım arazilerini binalarla,sanayi tesisleri ile yok edersek ,yanlış tarım politikalar nedeniyle üretimi azaltarak ülkemize yapılacak en büyük zararı yaparız.

Bir ülke sadece sınır dışındaki düşmanlarla yıkılmaz ,yanlış tarım politikaları ile, üretimin olmaması ile ,insanların mutsuzluğu ,yıllarca binbir emek ile yetiştirdikleri ağaçlarından topraklarından ,şehirlerin kargaşasına ,gürültüsüne pis havasında yaşamaya mahkum edersen bir ülke bu şekilde de yıkılır.

Ayrıca boşaltılmış bu köyler ,tarım arazileri ülkemizi istila etmiş durumda olan yabancılar tarafından ele geçirilmiş durumdadır.

Köyün ağlıyor ve arkandan sesleniyor ;Doğduğunuz yer burası her ne kadar kendi isteğin ile köyünü terk etmesen de doğup büyüdüğün yer burası yeter ki dönüp gelin. Köyün hali dört mevsim, hep sonbahar… Ne gelen var ne giden, kuşlar uçmuyor ,pamuk tarlalarına benzeyen bulutlar bile gelmiyor artık. Kurmuş dal gibiyim ha kırıldım ha kırılacak haldeyim , Unutma ki anıların,senin ve benim varlığımla yaşayacak .Doğduğun yerdeki havaya,ağaçlara,toprağa ıssız kalmış sokaklara vefa borcun ,can borcun var.
Dönüp bakmaz isen köyüne havasını sormasan hatırını öldüğünde üstüne toprak atacak köylün ve seni örtecek toprak kalmayacak.

Gurbette geçmişine dalıyor düşünen insan,özlem duyuyor ; Doğduğu o yerin sadece bir toprak parçası ve duvarları kerpiç evden ibaret değildir, orası doğduğun yerdir.

Harabeye dönmüş binalar, sokağından çocuk sesi duyulmayan ,hayallerinin geride kaldığı bir yerdir köyün unutma; Gözünü açtığın,ilk ağladığın, ınga dediğin, emeklediğin , lastik keliklerle arabacılık oynadığın,çocukluğunun geçtiği, atalarının mezarının bulunduğu ,geride kalan anıların baban, annen hatta yavuklunun bıraktığın yerdir.

Sonuç olarak;Tarım arazilerine sahip çıkmalıyız ,çiftçilerimizin köylerine dönmeleri zemin hazırlamalıyız .ülkelerin geleceği tarım üretiminde ,lütfen köylümüzü milletin efendisi yapalım hiç olmazsa çiftçi oranını %50 yapalım.

Nevdet ORTAUĞURLU
ibrala.com

Devamını Oku

ZOR ŞARTLAR “AŞAĞIDA ÖLÜM VAR YUKARIDA AÇLIK”

ZOR ŞARTLAR   “AŞAĞIDA ÖLÜM VAR YUKARIDA AÇLIK”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bartın Amasra’da meydana gelen maden kazası nedeniyle yıllar önce madencilerin çalışma şartlarını gözlemleme fırsatı yakalamıştım, maden ocakları girişi olup geri dönüşü belli olmayan dünyanın en zor şartlarına sahip bir iş koludur.

Yıl 2012 Fotoğraf eğitimini tamamlayarak amatörce fotoğrafçılığa başladığım yıllar o zaman İstanbul da amatör fotoğrafçılığın en revaçta olduğu dönemler yeni yerler keşfetmek güzel fotoğraflar çekmek için arkadaşlarımız ile heyecanımız tavan yapmış durumda her hafta sonu başka bir fotoğraf grubu ile saha çalışması için gezilere katılıyoruz Safari İstanbul grubu Zonguldak kömür madenlerine bir gezi düzenlemişti o dönemde madenlere girebilmek çok zordu kişisel ilişkiler kullanarak bazı şartları kabul edilmesi şartı ile gerekli izinler alındı özel bir maden işletmesinden genelde gezilere 25,30 kişi katılırken bu geziye iki otobüs dolusu arkadaş katıldı.

Zonguldak maden ocaklarına gidebilmek için derin vadilerden geçerek maden ocağına ulaştık ocak beşyüz metrekare düz saha üzerinde iki metreye üç metre çapında mağara görünümünde bir ocaktı gerekli uyarılar yapılarak 20 kişilik gruplar halinde baretlerin zorunlu olduğu çizmelerin giyileceği ve kesinlikle fotoğraf makinaları’nın flaşlarının patlatılması gerektiği yapılması halinde gruzi patlamalarının olabileceği uyarıları yapıldı. Ancak herkeste bir tedirginlik korku hasıl olmuştu belli edilmesede gözlerden okunuyordu madenden çıkan işcilerin yüz ifadelerini ve maden girişindeki maden ocağını kuvvetlendirmek için kalaslardan yapılmış dayanak sütun ve kirişleri gördükçe tedirginliğimiz bir kat daha artı hatta o kadar zahmete katlanarak madene gelmiş olan arkadaşlar birkaç metre madene girdikten sonra geri dönmek zorunda kaldılar çünkü maden ocağı eski olduğundan dayanak için kullanılmış olan kalaslar nemden çürümüş,yosunlanmış yarım metre aralıklarla döşendikleri için aralarında kırılmış olanlar vardı ve devamlı su damlacıkları aktığından zemin balçık içerisinde olduğundan ayakta zor duruluyordu ve yürümek için duvarlara tutunmak zorundaydık bir taraftan fotoğraf makinalarını nemden ve su damlacıklarından korurken bir yandan da flaşsız karanlıkta çekim yapıyoruz.

Madenin uzunluğunun yaklaşık 500 metre uzunlugu olduğu ve ilerledikçe rakımın -300 lere kadar düşeceği kendisine güvenemeyenlerin geri dönmesi gerektiği hatırlatıldı 20 kişi ile başladığımız maden yürüyüşünde sayımız on kişiye düşmüş oldu madenin içlerine ilerledikçe tedirginliğimiz artmaya başladı hiçbir güvenliğimiz yoktu ve loş bir ışık altında yürüyorduk ve de tek bir çıkış mevcuttu bir saate yaklaşık 400 mt yürüme imkanı bulduk ve asıl ocağa ulaşmış olduk ocaklar plaj soyunma kabinleri büyüklüğünde sağlı sollu sıralanmış ara koridor 1-2 metre genişliğinde ortada kömür vagonu yaklaşık bir 500 kg alabilecek kapasitede bir işci tarafından itiliyor kabin gibi küçük bölümlerde ise bir işçi havalı kompresör ile kazı yapıyor dar olduğu için bazen oturarak bazen çömelerek diğer bir işçi ise ortada ring turları atan vagona kömürleri kürek ile dolduruyor işçilerin kafalarında baret ve tepe lambası çünkü elektrikli hiçbir aletin kullanılması yasak maske ne kadar faydası varsa maske takıyorlar gözleri ise açık bizler fotoğraf çekmek için işçilerin bize bakmalarını istediğimizde sadece gözlerinin beyazını ve tepe lambalarının ışığını fark edebiliyoruz. İşçiler madene sabah saat 8’ de iniyorlar ve akşama kadar gün yüzü göremiyorlar ve bizim bir saate indiğimiz balçık kaplı yolu emekli olana kadar her gün girip çıkıyorlar işçilerin bu durumlarına şahit olduktan sonra enpati yaparak fotoğraf çekmeyi unuttuk ve arkadaşlar ile birbirimize bakarak iç çektik madende birkaç saat kaldık ve dönüş yoluna geçtik ve daha zorlu bir yol bizi bekliyordu çünkü bayır yukarı çıkmak zorundaydık ve bu yürüyüş iki saat sürdü madenden çıkar çıkmaz Allaha şükredip maden işçilerine dua ederek aydınlığa çıktık .

Madende giydiğim sarı çizmeyi hala ve o çizmedeki kömür karasını çizmemde sökemedim her giydiğimde emeğin kutsallığını hatırlıyorum; Bu birkaç saatlik deneyim emeğin ne kadar kutsal olduğu emeğin karşılığının mutlaka ödenmesi gerektiği emek hırsızlığının ve kul hakkının en büyük günahlardan olduğunu olması gerektiğini düşündüm ve hiç konuşmasak bile arkadaşlarla birbirlerimizin gözüne bakarak bir kez daha anladık.

Sözün özü;Ermenek ilçesinde bulunan maden ocağın’da çalışan işçiler bir yıl önce işten çıkarıldıklarını ve hiçbir haklarını alamadıkları için mücadele veriyorlar şimdi soru şu bu işçilerin emeklerinin karşılığını vermeyen patron ,işçi haklarını korumak için kurulmuş olan sendika yöneticileri ,mazlumların peşinde koşuyoruz diyen siyasiler istisnaları var ve de yasalar çerçevesinde işçilerin arkasında durması gerekenler yöneticiler bu emek hırsızlığına son versinler.

Nevdet Ortauğurlu
ibrala.com

Devamını Oku

Fırsat

Fırsat
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Mermer ocaklarının doğamızı talan ettiği bir dönemde doğduğum tapraklardan gelen güzel bir haberle umutlandım.
Taşkale’nin Sınıryer mevkisinde birkaç yıldır sürün baraj nihayet açılarak köylünün hizmetine sunulmuştur ;
Gözden ırak Toroslar’ın eteğinde bir karış toprakta olsa sahip olan Taşkaleli çiftçiler için yapılmış bu hizmette emeği geçen herkesi gönülden kutluyorum .

Haberlere göre 4.000 Dekar arazinin faydalanacağı bildiriliyor, bu miktar kuru tarımı yapmaktan başka alternatifi olmayan ,(arpa, buğday ,nohut,mercimek ) sadece doğa şartlarının el verdiği ölçüde üreten Taşkale için çok büyük bir orandır.

Bahçe tarımı ve tarla tarımı için bir bölgenin ekolojisi yani çevresel koşulları birinci derecede etkilidir. Tüm canlıların olduğu gibi bitkilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için bulundukları ortamın adaptasyonlarına bağlıdır .Bir bölgenin ekolojisinin oluşmasında ise iklim ve toprak koşulları ile bölgenin yer ve yöneyi etkilidir.

Bitki ve bahçe tarımının sürdürülebilir olması için iklimsel olarak (sıcaklık,ışık,nem,rüzgar) toprak özelliklerinde ise toprağın fiziksel yapısı ,Toprağın Derinliği ve Taban Suyu ,Toprağın pH’sı ve tuzluluk,Toprağın Besin Maddesi İçeriği ve Toprak Yoğunluğu büyük önem taşımaktadır.

Bu baraj suyunun Taşkalenin geleceği ve tarımın çeşitlendirilmesi açısından büyük bir fırsat olduğu tartışılmaz ,bunun için ise bir organizasyona ,planlamaya ihtiyaç vardır. Bu organizasyonu Başta Tarım İl Müdürlüğü,Ziraat Odası Başkanlığı yapmalıdır.
İlgili kurumlar daha işin başındayken bu bölgeye gidip öncelikli toprak yapısını,iklim koşullarını sulama suyunun kapasitesini bütün paydaşları bir komite kurup araştırmalıdır,daha sonra bölge ikamet eden yada gurbette yaşayan ve köyü için endişe yada ilgi duyan insanları bir araya getirerek bilgilendirme toplantıları yapmalıdırlar ,bölgenin sadece arpa ,buğday ,nohut ve mercimeğe muhtaç olmadığı ve bu coğrafyanın araştırmalarımıza göre şu tür ürünlerin yetiştirilebileceği ,katma değerinin çok yüksek olduğu anlatılmalıdır;ayrıca insanları teşvik etmek için gerekirse alım garantisi verilmelidir.

Belirttiğim gibi daha işin başındayız,vakit geçirmeden sulu tarımın nimetlerinden faydalanmalıyız,bir farkındalık yaratarak gelecek nesillere güzel bir miras bırakmalıyız,toplum alışkanlıklarında çok zor vazgeçer ama bu idarecilerin azmi karşısında başarılabilir.
Haydi sayın ilgili ve bilgili kişiler bir ilki başarmak için sınıryer barajının hakkını verelim, emperyal güçlerin elinin değmediği bu bölgede sıfırdan bir tarım politikası gerçekleştirmek için bir fırsat var, ve ayrıca mermer ocaklarına teslim etmeyelim, denenmemişi deneyelim.

Nevdet Ortauğurlu
ibrala.com

Devamını Oku

UÇUK MÜDÜR !

UÇUK MÜDÜR !
1

BEĞENDİM

ABONE OL

“Her şey değişir ,değişmeyen tek şey ,değişimin kendisidir.”

Toplumlar canlı birer organizma gibi sürekli değişirler değişim geleneksel toplumlarda değişim daha yavaş olurken endüstriyel toplumlarda daha hızlı bir şekilde gerçekleşir.
Toplumsal değişim toplumsal yapının kurumların ,toplumsal ilişkiler ağının ,davranış kalıplarının ,toplumsal norm ve değerlerin zaman içinde geçirdiği dönüşümlerdir .bazı unsurlarının yada tümünün zaman sürecide bir durumdan başka bir duruma geçişine toplumsal değişim denir,bu değişimi ise fiziksel çevre politik örgütlenme ve kültürel etkenler başka kültürlerle temas olarak sıralayabiliriz.
Toplumsal ilerleme ;insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin artması bilimin,kültürün,toplumda doğal olarak dağılması ,bireyin gelişmesi ,toplumsal özgürlüğün genişlemesidir.

Bir örnekle açıklayalım ;ülkemizin en iyi üniversitesinden mezun olmuş, görev icabı Karamanda çalışmış ancak bu görev kendisini kısıtladığını hayallerini gerçekleştiremediğini düşünerek görevinden ayrılmış ,karamanlı olmamasına rağmen karaman aşığı olan müdür geleceğini,hayallerini bu topraklarda şekillendirmek için çalışmalara başlıyor, ve toplumda geleneksel hal almış bazı şeyleri değiştirmeye karar veriyor.

Karaman tarımında ve turizm de bazı şeylerin değişmesi gerektiğini daha yüksek katma değere sahip ürünler yetiştirmeyi kararlaştırır Karamanın bir Turizm merkezi olması için bütün koşulların var olduğu tarihi, kültürü,doğası bununlarla ilgili ilgili fizibilite çalışması yaparak raporlar,projeler hazırlayarak maddi destek için ilgili kurumlara ve iş adamlarına giderek destek istiyor ancak bu projelerin Karamanda işlemeyeceğini eski köye yeni adet getirme ,bu iş tutmaz senin yapmak istediğin proje uçuk bir proje diyerek geri çevriliyor.

YENİ ŞEYLER DENEMEMİZ LAZIM CANCAĞAZIM !

Karamanın tanıtımı ve çiftçilerin yüksek gelir etmesi için düşündüğü bir proje AROMATİK BİTKİLER PROJESİ BUNLARI BİRAZ TANIYALIM

Aromatik bitkiler deyince yüzlerce çeşit sayılabilir;ancak her bir çeşit bitkinin yetişebilmesi için iklim şartları, toprak yapısı gibi her türün kendine has özelliklerine uygun ortamların mevcut olması gerekmektedir.
Alternatif ürünler Ekolojik yapısına İklim koşullarına ve toprak yapısına uygun ürünlerin başında Adaçayı, Kekik ,Safran Lavanta ,Altın otu(ölmez çiçeği güneş çiçeği)ilk akla gelenlerdir;Özellikle dağ köylerimizde verimsiz 3. 4 sınıf verimsiz kuru hafif, Kireç oranı zengin topraklarda yetişen can suyundan başka su ihtiyacı olmayan erozyonu önleyen tıbbi ve aromatik bitki türlerinden olup 15.20 yıl ömrü olan bitki çeşitlerindendir.
LAVANTA:(Lavandula) Latince Lavare’den gelmekte ve yıkama anlamına gelmektedir olup, aroma oranı yüksek olduğundan yıkama veya banyo suyunda kullanılmaktadır.(Lavanta ile ilgili”15 kız kandırdım bir şişe lavantaya” şarkısı dillerde dolaşır.) Lavandula özellikle Batı Akdeniz Bölgesine yayılmıştır yabani olarak balkan ülkelerinde yetişmektedir ancak kültürü Bulgaristan ,İngiltere,ABD ve Küzey Afrika ülkelerinde yapılmaktadır. Ülkemizin çoğu bölgesinde Erezyon yolu ile topraklarımızı kaybetmekteyiz,lavanta fazla su gereksinimi olmadığından ve çok yıllık bir bitki olduğundan dikimine daha ağırlık verilmelidir. Araştırmalara göre Türkiye’de yaklaşık 30 milyon dekar tarım arazisi atıl durumdadır. Buralarda buğday,arpa ve diğer ürünlerin yetişmediği yerlerde yetiştirilebilecek bir bitki olması nedeniyle büyük bir potansiyel mevcuttur ülkemizde ;Bulgaristan 100 yılı aşkın süredir lavanta üretiminde tekel durumundadır ve Ekonomisi’nin %70 bu bitkiden ibarettir ,akademik ve enstitü kurarak dünyada tekel durumdadır.

Lavanta 20-60 cm boylanabilen Haziran,Temmuz aylarında çiçek açan yarı çalımsı çok yıllık bir bitkidir 60 cm derinlere giden kazık bir köke sahiptir çok çeşidi mevcuttur ancak ekenomik değeri ve yağ oranı bakımından en kıymetli olan Lavandula Angustifolia ‘dır ve bu türün en çok bilinen (sevtopolis,Dgujba,Yubileina,Hemus ,Raya ve Karlovo ‘dur) Dalları tüylü ve çıplak gri yeşil renktedir,çiçek başağının uzunluğu 16-20 cm olup ,genellikle 4-6 çiçek kümesinde ve her kümede 6-14 adet çiçek bulunmaktadır.
Ükemizde ise 1975 yıllarından itibaren Isparta ve Burdur başta olmak üzere daha birçok ilimizde yetiştirilmeye başlanmıştır. Özellikle Bulgaristan’dan gelerek ülkemize Tekirdağ’a yerleşen vatandaşlarımızın kurduğu lavanta bahçeleri vasıtasıyle bütün Türkiye’ye lavanta ekimi yayılmıştır. Lavanta Vegetatif yöntemi(çelik)veya Generatif(Tohum)yöntemi ile çoğaltılmaktadır ülkemizde genellikle Çeliklerin köklendirilmesi ile üretilmektedir. Çelikler ise şimdilik Bulgaristan’dan ithal edilmektedir

LAVANTA DİKİM MEVSİMİ:Öncelikle tarlanın hazırlanması pulluk ile derin bir sürüm yapılması çok yıllık ve köklerin derinlere kadar inmesi nedeniyle önemlidir Genellikle Kasım .Mart Nisan aylarında dikilmekle beraber Kasım ayı bitkinin toprakla sağlıklı buluşması için en doğru zamandır. Dikim mesafesi ise 150 sıra arası ve 50 sıra üstü ekilmesi en uygun ölçülerdir. Dikim yaptıktan hemen sonra can suyu verilmesi çok önemlidir.fazla suya ihtiyaç duymamasına karşın yılda üç,dört kez sullanması verimi artırmaktadır ilk yıl verim %30.ikinci yıl %60 üçüncü yıl ise %100 ulaşmaktadır hiçbir gübreye ilaçlamaya gerek yoktur ancak 2 yılda bir yanmış gübre ile daha çok verim için takviye edilmesi faydalı olur ayrıca yabancı ot ile mücadele için çapalamak gerekmektedir. Hasat zamanı ise bölge şartlarına göre Haziran ve Temmuz aylarıdır lavantalar tam çiçeklendiği zaman şafak vakti toplanması gerekmektedir. Sıcakta uçucu yağın kaybolmaması ve arılardan korunmak için gereklidir. Lavantalar iki türlü değerlendirilmektedir birincisi kurutma yöntemi Kurutulması ise gölge bir mekanda demet halinde tavana halka ile asılarak kurutulmalıdır. Değerlendirilmesinin ikincisi yöntemi ise buhar Distilasyon yöntemiyle yağ elde edilmesidir
Maliyet ve Kar ise maliyet olarak birinci ve ikinci yıllarda öngörülmektedir Tarla sürümü ,köklü lavanta fidesi alımı işçilik ,ve çapalama olarak sıralayabiliriz. Masraf üçüncü yıldan itibaren sıfır düzeyine gelmektedir.Bir dönümden yaklaşık verime göre 300.400 kg kuru lavanta çiçeği bir tona yakın yaş lavanta çiçeğinde ise %20-25 lt yağ elde edilmektedir yağın litresi 100 EURO Kuru lavanta çiçeği ise 40 tl den alıcı bulmaktadır. Bu ürünlerin Karaman’da rağbet görmesi halinde yüksek gelir edilmesi içten bile değildir.
Faydaları ise saymak ile bitmez kozmetik sanayi Sağlık ,Gıda ürünleri olmak üzere bir çok alanda kullanılmaktadır. Ayrıca görsellik açısından turizme hizmet etmektedir.
Karamanın çeşitli bölgelerinde ekimine başlanmıştır bunlardan biriside Atatürk’ün Ata Yurdu Taşkale’dir Manazan Mağaralarının bulunduğu 5 dönümlük bir araziye 5000 adet lavavanta fidesini Kasım ayında toprakla buluşturduk Allaha şükür %95 oranında çiçeklenme oldu bu Köyümüze alternatif bir gelir kaynağı olarak sunulmaktadır

NEVDET ORTAUĞURLU
ibrala.com

Devamını Oku